5 Hafta 5 Roman Türk Edebiyatı

İyi yazar olmanın iyi okur olmaktan geçtiğini bilenler için…
Murat Gülsoy’dan modern edebiyatımızın sıradışı romanları üzerine yeni bir seminer dizisi…

5h5r.jpg

Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Oğuz Atay’dan Tutunamayanlar, Yusuf Atılgan’dan Anayurt Oteli, Adalet Ağaoğlu’ndan Ölmeye Yatmak ve Orhan Pamuk’tan Kara Kitap.

Murat Gülsoy edebiyatımızın köşetaşlarını oluşturan romanlar üzerine bir seminer dizisi başlatıyor. Yıllardır tartışılan bu yapıtların ve yazarların derinlemesine inceleneceği ve modernleşmemizin kısa tarihinde nelere işaret ettiklerinin araştırılacağı bu seminer dizisi iyi yazar olmanın iyi okur olmaktan geçtiğini bilenler için…

Tarih: 21 Mart 2016
Süre:
5 Hafta
Saat: 19.30 – 21.30
Gün: Salı
Detaylı bilgi ve rezervasyon için:
kurs@bumed.org.tr / 212 – 359 5813

NÂZIM HİKMET VE SONRASI: EDEBİYATTAN MİMARİYE TÜRKİYE’DE TOPLUMCU GERÇEKÇİLİĞİN İZLERİ

16 OCAK 2017, 15:00-17:00, BÜYÜK TOPLANTI SALONU, BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

Nâzım Hikmet’i 115. doğum gününde Toplumcu Gerçekçilik akımının edebiyat, tiyatro, mimari ve sinemadaki yansımalarının konuşulacağı bir panelle anıyoruz.

 Nazım-Hikmet-ve-Sonrası_-705x1030.jpg

Toplumcu gerçekçi sanat anlayışı Türkiye’de özellikle 1950’lerden 1980’lere dek başta edebiyat olmak üzere bütün sanatlarda derin izler bırakır. Nâzım Hikmet’in 1930’lardan itibaren öncülüğünü yaptığı bu hareket onun entelektüel çevresinden başlayarak bütün edebiyat dünyasına yayılır; adaletsiz düzenin ezen ezilen çatışmasıyla görünür olduğu öykü ve romanlardan toplumcu gerçekçi şiire uzanır. Ama dönemin Türkiye’si sadece edebiyatta değil sinemadan mimariye diğer sanatlarda da toplumcu gerçekçiliğin farklı yüzlerini deneyimleme imkânı bulur.

Kemal Tahir’in romanlarından Attila İlhan’ın şiirlerine, Cumhuriyet mimarisinin özgün yapıtlarından Brechtçi tiyatroya uzanan bu deneyimi Nâzım Hikmet’in 115. doğum gününde tartışacağız. Murat Gülsoy’un moderatörlüğünde gerçekleşecek olan panele Olcay Akyıldız, Cengiz Bektaş, Feride Çiçekoğlu, Duygu Köksal ve Cüneyt Yalaz konuşmacı olarak katılacak.

TARİH: 16 OCAK 2017, PAZARTESİ

SAAT: 15:00 – 17:00

YER: BÜYÜK TOPLANTI SALONU, GÜNEY KAMPÜS, BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.

DİYALOGLAR 9 OCAK’TA: H.G. WELLS VE NAZLI ERAY

Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un insana ve yazıya dair temel meseleleri konuştuğu Diyaloglar serisinin 2017’deki ilk etkinliği 9 Ocak Pazartesi günü Saint-Michel Lisesi Jeanne d’Arc Salonu’nda gerçekleşecek.

H.G. Wells’in “Duvardaki Kapı” ile Nazlı Eray’ın “Monte Kristo” öykülerini konuşacakları etkinlik 19:00’da başlayacak. Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.SM-Diyaloglar-3.png

Türkiye’nin 150 Yılı: Tarih, Toplum ve Edebiyat ilkbahar dönemi

 

NH_Egitim_ilkbahar_2017-1200.jpegModern Türk Edebiyatı, 19. yüzyılın ikinci yarısından günümüze Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel süreçler ve toplumsal dönüşümlerle yoğun etkileşimini sürdürmüştür. İmparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinin izleri ve buna koşut olarak yaşanan modernlik deneyiminin bireysel ve toplumsal kimlik inşasındaki rolü edebiyat metinlerinde tematik ve biçimsel arayışlarla görünür olur.

Dokuz hafta sürecek bu programda paralel bir yapı izlenerek bir yandan Türkiye’nin 150 yıllık zaman dilimindeki tarihsel ve toplumsal dönüşümleri tartışılacak; bir yandan da 150 yıllık edebiyat birikiminin öne çıkan eserleri, edebi süreçlerin dönüm noktaları, kırılmalar ve sürekliliklerle, tematik ve biçimsel arayışlarla birlikte incelenecektir.

Ayrıntılar için: http://nazimhikmetmerkezi.com/turkiyenin-150-yili-2017-ilkbahar/

Gidelim Buralardan Berlin

Yeni bir konu değil. Üniversitede okuduğum 1980li yıllarda da öncelikli bir meseleydi: Buralardan gitmek… Yurt dışı. Okumak için, yaşamak için, macera yaşamak için, kendini geliştirmek için, dünyayı tanımak için, yeni deneyimler için… Ben her zaman gitmemekten yana kullandım tercihimi. Tabii ne kadarı bana aitti bu tercihin ne kadarı yanılsamaydı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: ne zaman buralardan gitmek konusu açılsa canım sıkılır, gerilirim, bir an önce konu kapansın isterim. Bunun nedeni nedir, bilmiyorum. Vatan sevgisi gibi bir kavramla açıklayamıyorum. Belki sadece hareket etmek istemiyorum, Katip Bartleby gibi. Sadece “yapmamayı tercih ederim” diye ifade edilebilecek bir durum bu. Ya da sandığımdan çok daha bağlıyım buraya. İstanbul’a. Belki de dilim benim evim olduğu için. Belki sadece ruhsal bir durum, bir takıntı, bir patoloji benimkisi… Ama benim durumum bu.

Alpgiray Uğurlu genç bir yönetmen, ilginç bir belgesel çekmiş. Berlin’e göçmüş genç insanlarla, bizden birileriyle mülakat yapmış, tüm bunları da ilginç bir görsellikle birleştirmiş. Düşünün, Türkiye’nin, İstanbul’un sembolik meydanında, Taksim’de, karlı güzel bir gün. İnsanlar var. Ama belgesel ilerledikçe birer birer eksiliyorlar. Fonda da gerçek insanlar konuşuyor. Neden gitmişler, ne ummuşlar, ne bulmuşlar, nasıl yaşıyorlar, kişisel deneyimleri… Hepimizi özellikle bugünlerde çok yakından ilgilendiren bir konu. Çok iyi bir kayıt. Çok değerli. Gerçek insanları tanımak çok önemli. Film bu sosyolojik durumu kayıt altına alırken yönetmen çok net bir cümle kuruyor: İnsanlar gittiğinde eksiliyoruz. Filmde Berlin’i göreceğimi sanıyordum oysa insansızlaşan Türkiye’yi gösteriyor belgesel. Hem çok hüzünlü, hem de çok gerçek.