Murat Gülsoy’un aynı adlı kitabından ilhamla doğan “Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün” sergisi, 12 Temmuz 2025 tarihinde Zai Bodrum’da sanatseverlerle buluşuyor. Üç ressamın ortak imzasını taşıyan bu sergi; edebiyat, resim ve düşün dünyasını Bodrum’un sanat iklimiyle buluşturmayı amaçlıyor.
Kitabın sunduğu metaforlar ve görsel olanaklar, sanatçılara derinlikli bir yorum alanı açıyor. Eserlerin üretim süreci boyunca yazarla kurulan etkileşim, zamanla çift yönlü bir ilhama dönüşüyor; sanatçılar metinden etkilenirken, kimi eserler de kitaba sızıyor.
Sergide, ortak çalışmayla ortaya çıkan triptik bir tablo ve romandaki “Acı” bölümüne referansla yaratılan yapboz mekân dizisinin yanı sıra sanatçıların bireysel işleri yer alıyor. Tüm bu üretimlerde, birlikte düşünme ve yaratma eylemi merkezde konumlanıyor.
Monday Art Collective
Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe tarafından oluşturulan Monday Art Collective, Murat Gülsoy’un yayımlanmadan önce kendileriyle paylaştığı kitabından yola çıkarak ürettikleri özgün işler ile dikkat çekiyor. 2024 yılında İstanbul’da izleyiciyle ilk kez buluşan bu proje, Bodrum sergisinde yeni eserler ve yeniden düzenlenmiş bir seçki ile genişleyerek yolculuğunu sürdürüyor.
Program 12 Temmuz 2025, Cumartesi, 18:00-19:00 Sanatçılarla Sergi Turu 19:00 Murat Gülsoy Okuma ve Söyleşi (moderatör. Zeynep Uysal) “Murat Gülsoy Edebiyatında Resim”
Mekân: Zai Bodrum, Çırkan Mah.
Sergi Süresi: 12 Temmuz – 30 Ağustos 2025 Ziyaret Saatleri: Pazartesi hariç her gün 10:00 – 19:00 Giriş: Ücretsiz
Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy, 23 Mayıs 2025 Cuma günü Orient Institut İstanbul’da Donald Ray Pollock’un Knockemstiff adlı kitabı üzerine konuştular.
Kitap Arkası: Tozun toprağın, patlak lastiklerle kırık kaportaların, gres yağlı mermilerin, inançlı sarhoşların, küfür kıyametin, ana babalarla kardeşlerin, her türden köylüyle işçinin kurnaz zekâları, çapraşık ahlaki değerleri ve kapkara mizahıyla hâl-i pürmelali. Köylü doğup basit bir işçi hayatı yaşadıktan sonra emekliliğinde yazdığı Knockemstiff’teki öykülerle elli yaşında PEN/Robert Pingham Ödülü’nü kazandı Donald Ray Pollock. Daha sonra 2012’de Guggenheim Bursu’na da layık görülen Pollock, Düş Yakamdan Şeytan adlı ilk romanıyla öykü kitabında anlattığı memleketini okurlara daha da etraflıca göstererek, Amerikan Güney Gotiği ve taşra anlatısında eşsiz bir yer elde etti. Ortabatı Amerikan kasabasının olağanca sertliğini ve hüzünlü sıradan insanlarını, ruhlarına nüfuz eden her tür kir pastan arındırarak unutulmaz bir anlatıyla ortaya koyar Pollock. Altmışların ortalarından doksanların sonlarına uzanan bir zaman diliminde yaşadığı, karakterleriyle birbirlerine zincirlenen öykülerinde kendi dünyasını, Ohio’daki Knockemstiff’i yazarak edebiyat haritasına gerçek bir hayal diyarı bağışlar.
21:00 – 23:00 Murat Gülsoy, Zeynep Uysal, Ayfer Tunç (Tartışma: Yeni Dünya Edebiyatı)
Yaratıcı Yazarlıkta İleri Çalışmalar
Murat Gülsoy
Murat Gülsoy’un yürüttüğü bu dört bölümlük seminer dizisi, edebiyatın yerleşik anlatım kalıplarının ötesine geçerek yaratıcı yazarlıkta yeni ufuklar açmayı hedefliyor. Modernist kırılmadan postmodern sıçramaya uzanan edebiyattaki deneysel arayışlar bugünün yazarına / okuruna neler söylüyor sorusunun etrafında şekillenen bu atölye, yazınsal yaratıcılığı derinlemesine sorgulayan ve yenilikçi anlatım biçimlerini keşfetmek isteyenler için… Katılımcılar, kurmaca metinlerin sınırlarını zorlayarak, edebi biçim ve anlam arasındaki dinamik ilişkileri keşfedecek ve bireysel okuma / yazma alışkanlıklarını dönüştürme fırsatı bulacaklar.
Putları kıran kim?
Dünyayı mükemmel bir ayna gibi yansıtmaktan karakterin öznel bakışına odaklanmaya uzanan realist edebiyatın nasıl kabuk değiştirdiğinin irdeleneceği bu seminerde bilim ve sanat ilişkisi, modernist eğilimlerin, sanatta ve edebiyatta yenilik ve deneysellik arayışının yarattığı yapıcı ve yıkıcı etkiler tartışmaya açılacak.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil
Edebiyatın en güçlü anlatı araçlarından biri olan ironi kavramı seminerin temel eksenlerinden biri olacak. Söylenenden başkasını, hatta aksini ve ardındakini işaret eden bu anlatı tekniğinin edebi yapıtlardaki işlevi tartışmaya açılacak. İroni, yalnızca anlatının çok katmanlılığını vurgulamakla kalmaz, aynı zamanda okurla bir oyun kurarak metnin derinliklerinde yeni anlam alanları yaratır. Modern ve postmodern metinlerde ironinin nasıl bir alan açtığı, anlatıyı nasıl dönüştürdüğü ve gerçeklik algısını nasıl sarstığı üzerine kapsamlı bir tartışma yürütülecek.
Kendi kurmacalığını keşfetmek
Metakurmaca, metnin kendine dönüp baktığı, okurunu bu dönüşün parçası haline getirdiği bir evrendir. Bu evrene içeriden baktığımızda, kurmacayı çözdüğümüzü, onun sırlarına vâkıf olduğumuzu sanmaya başlarız. Oysa her ayna gibi, metnin yansıtıcı yüzeyinin ardında da sayısız bilinmezlik, gözümüzün seçemediği derinlikler gizlidir. Bu seminer, anlatının çok katmanlı dünyasını keşfetmek, kurmacanın nasıl kendi üzerine katlandığını ve yeni anlamlar ürettiğini anlamak isteyenler için bir düşünce laboratuvarı niteliğinde olacak.
Kurgunun sınırlarını zorlamak
Bu seminerde, edebi yapıların çok katmanlı doğasını incelemek için metakurmacanın bir başka yüzünü açarak çerçeve hikayeler, iç içe geçen kurgular ve farklı anlatı düzlemlerinin kesişmesi gibi tekniklere odaklanacağız. Hikâyenin içinde yeni hikâyeler doğuran bu yapılar, anlatının kendini nasıl çoğaltabileceğini, okurun algısını nasıl yönlendirebileceğini ve çoklu bakış açılarını nasıl mümkün kılacağını ortaya koyuyor. Bu bağlamda, anlatının parçalı yapısına odaklanan Gestalt kuramı, bütün ve parça ilişkisi üzerinden edebi metinleri yeniden okuma imkânı sunacak.
Bu hafta Hoşsohbet’te, yazının büyüsünü, merakın izini ve başarısızlığın öğreticiliğini konuştuğumuz çok özel bir konuk var: Yazar ve akademisyen Murat Gülsoy. Tünçel Gülsoy’un kuzeni olan Murat Gülsoy, Boğaziçi Üniversitesi’nden edebiyat dünyasına, biyomedikal mühendislikten yaratıcı yazarlık atölyelerine uzanan çok katmanlı bir yolculuğu bizimle paylaşıyor.
📚 İlk kitabın hayal kırıklığından, Hayalet Gemi dergisine…
💭 Yazmak, içe bakmakla başlar – Peki iç gözlem nasıl yapılır?
📖 “Herkes yazabilir mi?” sorusuna kesin ama düşündürücü bir cevap: “Mümkünse yazma.” Edebiyatseverlere, yazar adaylarına ve içindeki sesi duyurmak isteyen herkese ilham verecek bir sohbet sizi bekliyor.