Ayfer Tunç – Murat Gülsoy Diyaloglar’da John Cheever’ı Konu Ediyor

Haldun Taner’in Ayışığında Çalışkur öyküsüyle başlayan, Bruno Schultz ve Fikret Ürgüp’ün eserleriyle devam eden Diyaloglar serisi, Amerika’nın Çehov’u olarak anılan John Cheever’ın Yüzücü eseriyle devam ediyor. 28 Nisan Salı günü saat 19:00’da Saint-Michel Lisesi* Jeanne d’Arc Salonu’nda Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un keyifli diyaloğunda buluşmak üzere.

unnamed“Havuza daldı, boydan boya yüzdü ama iş kenara tırmanmaya geldiğinde, kollarındaki, omuzlarındaki bütün gücün çekildiğini ayırt etti, merdivene usulca yanaşarak çıktı havuzdan… Karanlık çayıra çıktığında, gece havasında, krizantem ya da kadife çiçeği kokusu üstüne varan sonbahar kokuları geldi burnuna, keskin, bayıltıcı bir eter kokusu. Göğe bakınca yıldızların çıktığını gördü ama neden Andromeda’yı, Cepheus ve Koltuk takımyıldızlarını görüyor gibiydi ki? Yaz ortasının burçları ne olmuştu? Gözleri doldu.”

 * Tüm etkinliklerimiz gibi, Saint-Michel Lisesi ile ortak düzenlediğimiz Diyaloglar’a da katılım herkese açık ve ücretsizdir. Arabayla gelecekler okulun otoparkını kullanabilir.

http://nazimhikmetmerkezi.com/28-nisan-diyaloglar-no-4-john-cheever/

Yalnızlıkların itirafı: Kürk Mantolu Madonna

“Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı romanı son yıllarda bir edebiyat fenomeni haline geldi” tespiti çok yanlış değil, çünkü ilk yayımlanışının üzerinden 75 yıl geçmiş olmasına karşın çok satarlar listesinden inmiyor. Elbette okullara tavsiye edilen bir kitap olması bu dikkat çekici popülerliğinin en başta gelen nedenlerinden biri olarak gösterilebilir. Ama okullara önerilen daha birçok eser var ve hiçbiri bu roman kadar büyük ilgi görmüyor. Muhalif aydın kimliği ile tanınan Sabahattin Ali karanlık bir cinayete kurban gitmiştir. Yurtdışına kaçarken ona rehberlik etmesi beklenen Milli Emniyet mensubu bir kişi tarafından öldürüldüğüne hükmedilmiştir ancak sorgu sırasında işkence yapılarak öldürüldüğü iddiaları da hep gündemde kalmıştır. Sabahattin Ali bu nedenle sadece bir yaratıcı yazar değil Türkiye’de devlet ya da karanlık güçler tarafından yok edilmeye çalışılan muhalif aydınları simgeleyen bir isimdir. Belki de bu nedenle on yıllar boyunca Sabahattin Ali’nin kendi hikâyesi yazdıklarının önüne geçmiştir.  Ancak şimdilerde, son on yıl içinde Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı romanı tüm bu siyasi meselelerin dışında farklı bir gözle, bir “aşk romanı” gibi okunmaya başlanmış, yazar okurlarıyla yeniden ve farklı bir bağlamda buluşmuştur. Peki ama salt bir aşk romanı mıdır Kürk Mantolu Madonna? İki binli yılların okuru için kitabı ilginç kılan bu hüzünlü aşk hikâyesi midir? Bu yazıda romanın neyi nasıl anlattığına yakından bakıp bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağım.

Devamı için >>

Açık Oturum: Türk Romanı

“Türk Romanı”

Başkan Doğan Hızlan

Konuşmacılar:

Ahmet Ümit

Erol Üyepazarcı

Hikmet Temel Akarsu

Murat Gülsoy

Oya Baydar

Yer: Kadir Has Üniversitesi, Cibali, İstanbul

Saat: 10:30

Elginkan Vakfı Türk Dili ve Edebiyatı Kurultayı 15-17 Nisan 2015

Gelenekten Geleceğe Türk Edebiyatı

Değişen suret, değişmeyen öz: Konu, tür, üslup sürekliliği” dir.

Kurultayda sunulacak bildirilerde Türk edebiyatının sürekliliğinin ve geleceğinin ortaya konulması, edebiyatın otorite, devlet ve sosyal kurumlar (aile, toplum, millet, din vb.) ile ilişkisinin devamı ve değişimi, metinler arası ilişkilerin ele alınması, anlatıcının serüveni, tarih karşısında edebiyatın konumu gibi konuların incelenmesi gerekmektedir.

Bildirilerin daha önce yayımlanmamış veya başka bir toplantıda sunulmamış özgün metinler olması beklenmektedir.

Kamera Kaydı Var mı?

Şehirlerin kameralarla donatılması görüntüleme teknolojilerinin gelişmesine paralel bir şekilde gündelik yaşamın bir parçası haline geldi.  Herkesin sürekli olarak gözetim altında olduğu bir toplum düzenin kurulması fikri öncelikle tepkiyle karşılanmıştı. Özel yaşama müdahale anlamına gelecek bu görüntülenme işi tamamına eremeden, yani, her sokağa, her binaya ve her ortama kamera yerleştirilemeden, yani 1984’ün “büyük birader seni izliyor” ortamı tam teşekküllü bir biçimde kurulamadan başka bir gelişme oldu, herkes bir kamera edindi.

Devamı İçin >>

Okudukça Değişen: Yazarın Hayali, Okurun Gerçeği

Konuşmacılar: Nüket Esen, Halim Kara, Murat Gülsoy

Moderatör: Zeynep Uysal

Mekân: Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi Oryantasyon Odası

Tarih: 1 Nisan 2015

Saat: 16:00

51. Kütüphane Haftası etkinlikleri kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi ile Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin birlikte düzenlediği panelde, Nüket Esen, Halim Kara ve Murat Gülsoy kitap yazma ve okuma deneyimlerini sorgulayacak. Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir

.NHlib

Gezi öncesi çok alametler belirdi: Sessizin Payı ve Şehrin İtirazı

Kitaplar yayımlanınca, beğenildiğinde genellikle övgülere mazhar olan yazarlarıdır. Oysa bir kitabın ortaya çıkışında yayıncının rolü en az yazarınki kadar önemlidir. Metis Yayınları da kurulduğu günden bu yana hayatımıza yaptığı ciddi katkılarla teşekkürü en çok hak eden yayınevlerinin başında geliyor. Bu yazıya peşinen Metis’in hakkını teslim ederek başlamak istiyorum.

Bu ay iki önemli kitap daha ekledi Metis kitaplığımıza: Nurdan Gürbilek’in Sessizin Payı ve Feride Çiçekoğlu’nun Şehrin İtirazı. İlki edebiyat metinleri ikincisi sinema filmleri üzerine kaleme alınmış deneme-inceleme kitapları ama inceledikleri yapıtlarla siyaset, toplumsal hareketler ve kültürel iklimimiz arasında öyle ustalıkla gidip geliyorlar ki onları belirli bir sınıflandırma içine hapsetmek çok güç. Ayrıca her iki yazarın da üslup ve dil zenginliği bu kitapların kendilerini de birer edebiyat metni olarak okumamıza yol açıyor. Nurdan Gürbilek’in mesafeli ancak duygusallığı ustalıkla kavramlara yükleyen dili ile Feride Çiçekoğlu’nun kişisel deneyimden hareket eden ve zaman zaman sinema sanatının kurgulama dilini yansılayan katmanlı anlatımını karşılaştıracak değilim. Hatta belki aynı yazının konusu yapmak da çok doğru gelmeyebilir; ancak ilgimi çeken, özellikle beni heyecanlandıran her iki yazarın da kitaplarında Gezi direnişine özel bir yer vermeleri.

Yazının devamını okumak için >>

Kafamda Bir Tuhaflık: Peki ama nedir bu tuhaflık?

17 Haziran 1982 Perşembe gecesi Mevlut Karataş arkadaşının kamyonuyla sevdiği kızı kaçırırken tuhaf şeyler düşünüyordu:

“Çamurlu, dar yolun kıvrımlarında yavaşlayan kamyonun lambaları kayaları, ağaç hayaletlerini, belirsiz gölgeleri ve esrarlı şeyleri gösterdikçe, Mevlut bütün bu harikalara onları hayatının sonuna kadar unutmayacağını iyi bilen birinin yoğun dikkatiyle bakıyordu. Daracık yolla birlikte bazan kıvrıla kıvrıla yükseliyor, derken iniyor, çamurlar içinde kaybolmuş bir köyün karanlığı içerisinden hırsız gibi sessizce geçiyorlardı. Köylerde köpekler havlıyor, sonra gene öyle derin bir sessizlik başlıyordu ki Mevlut tuhaflık kendi kafasında mı, dünyada mı, çıkaramıyordu. Karanlıkta, efsanevi kuşların gölgelerini gördü. Acayip çizgilerden yapılmış anlaşılmaz harfleri, yüzyıllar önce bu ücra yerlerden geçmiş şeytan ordularının kalıntılarını gördü. Günah işledikleri için taş kesilenlerin gölgelerini gördü.” (s19)

Devamını okumak için >>