Dönüşen Dönüştüren Edebiyat / Yakın Okumalar

“Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur. Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu,” diyen Oscar Wilde’ın kült romanı Dorian Gray’in Portresi yazılmasının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen okurlarını arzuların yıkıcılığını ve sanatın kışkırtıcılığını araştırmaya çağırıyor.

Modern dünyanın dönüştürücü güçlerinden biri olan edebiyatın kendi dönüşümünü ve bu topraklarda geçirdiği evrimi Murat Gülsoy yazar gözüyle anlatıyor. Özellikle öykü ve roman yazmayı amaçlayanlar için tasarlanmış bu seminer dizisinde farklı yazma teknikleri incelenirken dünya edebiyatına yön vermiş romanların yakın okumaları yapılacak.

Zamanda Yolculuk Düşüncesi: Geçmişe Gidebilmenin Heyecanı ve Dehşeti

Psikanalitik Bakışlar’ın başlığı, Yıkıcılık ve Ölüm Dürtüsü, ve panelimizin konusu, Zaman, arka arkaya söylendiğinde bende yarattığı düşünce akışını paylaşarak başlamak istiyorum. İlk aklıma gelen psikanaliz seanslarının zaman sınırı olmuştu. Bir psikanalistle çalışmadım bugüne dek, ama kendimi o divanda hayal etmişliğim çoktur. Garip bir şekilde kendimi hep seansın son dakikalarını yaşarken, heyecanla bir şeyler anlatırken analistimin kendine özgü bir yöntemle  seansın sonunun geldiğini haber verirken hayal ederim. Tam her şey ortaya çıkacakken, tam da bilinçdışının derinliklerinden çekip çıkardığımı düşündüğüm hakiki bir meselenin dile dökülmesine ramak kalmışken seansın süresinin dolduğunu anlıyorum ve her şey bitiyor. Yakaladığımı sandığım o her neyse tekrar karanlıklara gömülüyor, ben hayal kırıklığı içinde divandan kalkıyorum, ne oldu şimdi diye düşünüyorum kendi kendime, bu kadar mıydı, hepsi bu mu? Sonra dışarı çıktığımda, şehrin insanlarının arasına karıştığımda yavaş yavaş kendime geliyorum, evet, tabii bu kadar. Her şey süreyle ilgili. Seansın bir sonu var. Sınırlı. Hayat da öyle. Fakat bir sonraki seansta her şey yeniden başlıyor. Yine oradayım. Tüm bu sahneler aklımdan geçerken hep kendimi o divana uzanmış hayal ediyorum. Yüzüm, yanaklarım al al olmuş heyecandan. İlk bakışta dişçi koltuğuna benzeyen, ama çok daha rahat, epeyce yatay, pahalı bir deriyle kaplı koltuktaki halim bir zaman yolcusunu andırıyor. Çünkü her seansta geçmişimin çeşitli sahnelerini ziyaret ediyoruz. Bu divan olmasa yapamazdım diyorum kendi kendime. O halde bu bir divan değil, bir zaman makinesi. Geçmişe dönüp ters giden şeyleri düzeltmemin aracı.

Konuşma metninin devamı kitapta… Yıkıcılık ve Ölüm Dürtüsü