Şişhane’ye Yağmur Yağarsa Brezilya’da Fırtına Çıkar mı?

 

Mesele hava durumu değil, ama çok da ilgisiz sayılmaz. Kelebek etkisi diye bilinen, daha sonraları kaos kuramı ile birlikte anılan ‘küçük değişimlerin büyük etkiler yaratma’ potansiyeli gerçekten de meteoroloji sayesinde fark edilmişti. Edward Lorenz 1961 yılında, başlangıç koşullarındaki çok küçük değişimlerin (milyonda birlik küçük değişimler) büyük farklar yarattığını bir matematiksel model ile gösterdikten sonra son derece büyük bir popülerlik kazanmıştı. Aslında küçük değişimlerin büyük etkisini yine en güzel şekilde gösteren bir edebiyatçı olmuştu: Ray Bradbury’in 1952 yılında yayımlamış olduğu öyküsünde zaman yolcuları dinozorlar çağında yanlışlıkla bir kelebeği ezdikleri için tarihte acayip değişimler olur. Kestirilmesi güç, dinamik sistemlerin sonuçlarını anlamakta kullanılan kaos kuramı ve kelebek etkisi felsefi olarak da birçok soruyu kışkırtabiliyor. Her şeyin her şeye bağlanmakta olduğu günümüz dünyasında bu konu daha çok kafamızı kurcalayacak. Haldun Taner’in Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu adlı öyküsü tam da bu etkiyi anlatır, üstelik yazıldığı tarih 1953. Öykü Şişhane’de bir çöpçü arabasına koşulmuş olan zavallı bir atın kişnemesi sonucunda gelişen olayları anlatır. Bu kişneme yüzünden bir kaza olur ve kahve işini almak için eksiltmeye gitmekte olan bir tüccar telefon edemediği için Brezilya’daki firmanın durumu değişir, ihale bir başkasına gider, Hamburg’da bir başkasının hayatı değişir… Aslında günümüz dünyası için son derece sıradan bir olay. Küreselleşmiş bir dünyada, hemen hemen her yaptığımız hareket, tüm seçimlerimiz dünyada birçok insanı, durumu, olayı etkileme gücüne sahip. İletişim ve ticaret ile mümkün hale gelmiş olan bu küreselleşme sürecini Haldun Taner 1953 yılında çok yetkin bir şekilde tespit edip harika bir öykü kurgusu içinde vermiş.

New York Herald Tribune Gazetesinin düzenlediği uluslar arası bir yarışmada birincilik kazanan bu öykünün dünyaya verdiği mesaj aslında çok anlamlıdır: Ey okur, artık öyle bir dünyadayız ki, İstanbul’da bir çöpçü beygiri kişnese Brezilya’da, Hamburg’da dünya değişir. Gerçekten de günümüz dünyasında sınırlar, vizeler, savaşlar, uluslar, kimlikler hızla birbirini etkileyerek akıl almaz bir yere doğru evriliyor. Belki 1984 gibi, Fahrenheit 451 gibi distopyaların tahmin edemedikleri buydu: tektipleşmenin yasaklarla ve eksiltmeyle geleceğini düşünüyorlardı. Aslında her iki distopyanın da ön gördüğü totaliter, bireyi yok edici düzenler gerçekleşti ama muazzam bir çokluk içinde… Yasaklarla kendini sürdürmeye çalışan otoriter yapılar saçma bir özlemle yirminci yüzyılın ilk yarısını düşlüyorlar. Tabii iktidarın düşü insan için kâbustan başka bir şey değildir. 

Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu öyküsü başka biçimlerde de okunabilir. Örneğin, hayatın aslında küçük tesadüflerle inanılmaz biçimler kazanabileceği o yüzden de hiçbir şeyi fazla ciddiye almamak gerektiği gibi bir hava içinde de okunabilir bu metin. Hatta bu düşünce akılda tutularak kitabın sonundaki Ayışığında Çalışkur adlı metin okunduğunda sadece hayatın geçiciliğini değil, aynı zamanda her şeyin hikâye etme gücüyle nasıl anlam değiştirebildiği görülür. 602. Gece’de değinmiştim, burada tekrar not etmek istedim.

Aslında bu yoldan ilerleyerek Haldun Taner ve Oğuz Atay’daki oyun ve ironi kavramlarının karşılaştırmasına girmek gerekir. Bakalım, belki…

Reklamlar

6 comments

  1. >Hayat başlangıçta sadece ışığın küçük bakışlara göz kırpmasıyla başlıyor ve sonrasında ucu bucağı olmayan kırılmalarla ve ışık oyunlarıyla devam ediyor. Bir yerde başkalaşan toplumların kendi iç dinamikleri içerisinde meydana gelen bazı devinimler, aslında sizin de örneklediğiniz ve birçoğumuzun da hali hazırda algılarını meşgul eden bir yapıya dönüşüyor. Her şey birbirine tuhaf örgülerle bağlı. Koşullu bir yaşam eklerimiz var her şeyden önce . Olsalar, yapmasamlar, yapsaydımlar, söyleseydimler, yazsaydımlar gibi. Elbette sınırsız bir eylem hali ve bu eylemlerin sonucunda zincirleme reaksiyona giren bir yaşam süreci. Kelebek etkisi denilen şeyin gerçekleşmemesi bu noktada oldukça güç zaten. Tesadüf dediğimiz şeyin tam olarak karşılığını henüz çözemesem de onsuz bir hayatı da düşünemediğimi söylemeliyim. Çünkü insan illa ki hayatının bir evresinde içinde tesadüf geçen bir cümleyi kuruyor. İster onun ne olduğunu bilsin ister bilmesin. Benim de sezgilerimle doğru orantılı olarak gelişen ve hayatıma bir açıdan yön veren birçok şey olmuştur. Güzel olan tarafı bazılarının beni kamçılayacak kadar kuvvetli olması. Bu bir cümle olabilir veyahut bir kişi. Galiba bir hareketimizle değişebilecek kadar büyük bir etki yaratabilecek güce sahip olmamız asıl düşünülmesi gereken nokta. Bu anlamda etki alanlarımızın dönüşeceği ve dönüştüreceği şeyleri küçümsememek lazım. Bu da ayrı bir konuya girer ki sizinde son cümleleriniz gibi bakalım belki başka bir yerde bunu da paylaşabilme imkânımız olur.Dipnot: İKSV SALON’da gerçekleştirmiş olduğunuz UBOR METENGA BULUŞMALARI’nın ikincisi oldukça keyifliydi. Kim bilir belki siz farkında değilsiniz ama yazılmış, söylenmiş tek bir cümle bile birilerinin hayatında büyük etkilere yol açabilecek kadar önemli olmuş olabilir. Edebiyatın gücü, onu yaşantısının bir yerine bir şekilde almış bir insan için göz ardı edilemez sonuçlar doğuracaktır, ben buna inanıyorum. Bunun adı her ne etkisiyse…

    Beğen

  2. >…Tabii iktidarın düşü insan için kâbustan başka bir şey değildir… Son yüzyılın özeti gibi bir cümle olmuş bu.Yapılan her şeyin dönüştürme gücü taşıdığı düşüncesiyle yaşamak ise günümüz Türkiye'sinde tehlikeli bir süreç. Bu düşünce yapısının insana yüklediği sorumluluklar sokaklarında sorumsuz yetkililerin cirit attığı bir ülkede en hafifinden yanlızlığı seçmek demek. Öte yandan bu tartışmaya bir kere girdiysek, son tren kalkalı çok olmuş…

    Beğen

  3. >"…hayatın aslında küçük tesadüflerle inanılmaz biçimler kazanabileceği…"Ara ara aklıma gelen ve sorular sorduran bir durum bu. Anlık değişim ya da rastlantıların, belki de 180 derecelik dönüşümlere neden olabilme olasılığı. Ama hiçbir zaman bilemeyeceğimiz şeyler."Sliding Doors" filmini yeniden anımsatan şeyler…

    Beğen

  4. >Kabil'in Habil'i öldürme serüveni nasıl bugüne sürüp geldiyse, dede erik yiyince torununun da dişi kamaştı işte.Güzel bir paylaşımdı, sevgilerimle tontini.

    Beğen

  5. >Okurken nedense Babel filmini hatırladım. Tesadüf diye bir şey yoktur diye başlayıp, iletişimin ve uluslararası şirketlerin dünyayı yönettiğine kadar bir sürü fikir öne sürebiliriz. Veya "kader" deyip "akışına" bırakabiliriz. Galiba "görmek istediğimiz" gibi, "yorumladığımız" gibi, her ne oluyorsa yaşamda…

    Beğen

  6. “yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra raslantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yerde çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık.”

    jose saramago, körlük

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s