Gerçeğinin Yerini Alan Gergedan Resmi

>

1515 yılında Dürer tarafından yapılan bu gergedan resmi üç yüz yıl boyunca Avrupa’da gerçek gergedanı temsilen kullanılmış, hatta kimi kaynaklara göre Almanya’da 1939 yılına kadar okullardaki ders kitaplarında bile bu resim basılıymış. Belgelemenin, görüntüleme, saklama ve iletmenin inanılmaz bir hız ve akışkanlık kazandığı günümüz dünyasında bu durumu algılamak biraz güç. 
Asıl bu resmi Dürer’in nasıl yaptığı ilginç. Portekiz Kralının Papa’ya 1515 yılında bir armağan olarak gönderdiği bir gergedanın resmidir yanda gördüğümüz. Ancak bir kaza sonucunda zavallı hayvan yerine varamadan onu taşıyan gemiyle beraber sulara gömülmüştür. Ve bu gergedandan söz eden bir mektup ve bir çizim kalmıştır geriye. Bu çizim kaybolmuştur ama Dürer’in bu çizime baka baka yaptığı ve çokca da hayalinden uydurduğu bu resim yüzlerce yıl gergedanı temsil etmiştir. Ağaç baskı olan bu gergedan gelmiş geçmiş en meşhur hayvan temsillerindendir. 
Adeta bir Borges hikayesi: bir kral Papa’ya bir gergedan gönderir, ancak gergedan denizin dalgaları tarafından yutulur ve geride onu temsil eden bir çizim kalır. Büyük bir ressam bu çizime baka baka bir resim yapar, yüzlerce yıl boyunca insanların zihninde bu resim gerçek gergedanın yerine geçer. 
Bedeninin üzerinde plakalar halinde zırhların göründüğü bu hayali gergedan gerçeğinin temsili olmayı yüzlerce yıl sürdürürken, günümüz dünyasında hakikatin temsili tam tersinden bir sorun yaşamaktadır. Hangi gergedan fotoğrafı gerçek gergedanı temsil edecektir? Doğanın içinde yerinde yapılan gözlemlerde gözlemcinin gergedanın hakiki doğası üzerinde yaptığı etkiyi hesaba katmadan doğrudan fotoğraf / film kaydı, onun işlenmesi ve çoğaltılmasının yarattığı sorunlardan söz ediyorum. Belki doğrudan film yüzeyine yapılan kayıdın hakiki nesneyle daha birebir bir ilişkisi vardı, ama artık günümüz sayısal teknolojilerinin kullanıldığı saklama ve yayma sırasında bilginin nasıl da değişip kayganlaşarak gerçeğinden uzaklaştığını çok iyi biliyoruz. Artık sayısal ortamda gördüğümüz hiç bir imgenin hakiki olanla ilişkisinin izini sürmek mümkün değil. Üzerinde sayısız değişiklik yapılmış olabilir ve biz hakiki bir gergedan kaydına bakarken aslında Dürer’in hayalinden çizdiği resimde olduğu gibi başka bir ‘şey’i görüyor oluruz. Sonuçta her iki durumda da insan zihninin gerçeklikle bir ilişki kurmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Ve her iki durum da gerçeğin bilgisini ele geçirmek konusunda insanı yanıltan ilginçlikler barındırıyor.
Reklamlar

3 comments

  1. >Dürer, yaptığı gergedan çizimiyle görmediği gerçekliğe ulaşmaya çalışıyor. Günümüzde ise bunun tam tersi bir durum, olması arzu edilene ulaşma çabası, bireyi, “görülen gerçeklikten” uzaklaştırıyor diyebilir miyiz? Bence öyle… “Salt gerçekliği” yaşayan birey veya topluluk kendi yarattığı “görülen gerçekliğinin” peşinden koşuyor. Çoğu zaman da farkında olmadan… Fhotoshop’lu mankenlere, yıldızlara benzeme çabası ve reklamların algılar üzerinde yarattığı hayata ulaşma çabası bunun en açık göstergesi değil mi? Algılar üzerinde, arzulanan etki yaratmak reklamcılık açısından bakıldığında bir yöntem belki. Fakat bireyin ruhsal durumuna etkisi üzerinden bakıldığında, öteki gibi olma çabası benlikte yaralanmalara yol açıyor bence. Hemen, zayıflamak için ölen insanlar geliyor aklıma. Ne üzücü ki yakın zamanda buna benzer bir haberi okumak zorunda kaldık. Aslına bakılırsa teknoloji bu düzeyde var olmadan önce de “görülmek istenen gerçekliğe” ulaşılma çabası insanın beynini meşgul etmiş. John Berger “Görme Biçimleri” kitabında Rönesans dönemi resimlerinden yola çıkarak bu konuyu açıklamaya çalışıyor. Tabi teknolojinin gelişmesiyle sizin de söylediğiniz gibi “yaratılan ve gerçek” arasındaki uçurum gittikçe büyüyor. Düşündüren paylaşım için teşekkürler.

    Beğen

  2. Yine aynı şey oldu. Yazıyı okudum ve arkasından kendimi google’a Dürer yazarken buldum. Yarım saat geçtiğinde yazınızın işaret ettiği konu çoktan kaybolmuştu ve ben Dürer ile Bosch’un karşılaşması nasıl olmuştur diye düşünmeye başlamıştım. (Egzotik hayvan resimleri ve 1500ler deyip de ‘Dürer ve Bosch’ araması yapmamak olmazdı.) Sonra tabi tekrar yazıya döndüm ve gözlemcinin gözlediği nesneye yaptığı etki vs. konularından nerelere savrulduğumu fark ettim.

    Bu sizin yazılarınızda sıklıkla yaşadığım bir durum. Sanki yazının içinde parantezler açıyorsunuz. Okuyucuya hareket edecek alanlar yaratmak gibi… Ya da yazıda açıkça sormadığınız soruları soracak alanlar demek daha doğru belki. Bu yüzden yazı genişliyor benim açımdan ve bu gerçekten hoş bir şey.

    Bu arada okurken şunu gördüm ki Dürer’le aynı yıl, Hans Burgkmair de bir gergedan baskısı yapmış (http://en.wikipedia.org/wiki/File:Burgkmair.png) ve bu, aslında gerçeğe çok daha yakın bir baskı. Fakat hiç de popüler olamamış. Zaten bugüne sadece tek bir kopya kalmış. Tercih edilen, aslında ölmüş olan bir gergedanın zırhlar içinde çizilmesi belki de. Ve aslında yüzyıllar boyu da yaşamaya devam etmiş insanların zihninde. Biz bile şu an onun üzerine düşünüyoruz. Belli ki derinlerdeki önemli bir şeyi temsil ediyor insanlar için. Ama evet doğadaki gergedanı değil. 🙂

    Ve: “Hangi gergedan fotoğrafı gerçeği temsil edecek?” sorusuna yeni bir soru eklemek istiyorum. Gerçeği hangi göz görecek? Kimin gözü belirleyecek?

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s