Avcının İç Huzuru

Açık konuşmak gerekirse, edebiyatı ve diğer sanatları herhangi bir sorumlulukla, misyonla ya da görevle tanımlayanlardan biri değilim. Ancak, okuduklarıma dönüp baktığımda beni etkileyen yapıtların içinde Orhan Pamuk’un deyişiyle “daha önce hakkında büyük bir roman yazılmamış olduğu için henüz farkında olmadığımız sıradan gerçekler”in bulunduğunu görüyorum. Temel insanlık durumları da diyebiliriz, genel insanlık halleri de… Basit ama anlatılmadıkça dehşetini hissedemeyeceğimiz durumlar.

Günümüzde de tüm çağlarda olduğu gibi insanlık savaşların ve şiddetin gölgesinde yaşamaya devam ediyor. Çoğu zaman bunun farkında olmamayı tercih ediyoruz. Yaşamın içinde bunca büyük kötülüğün varolduğunu bilmek belki de kolayca kaldırabildiğimiz bir şey olmadığı için. Kendimizi korumaya yönelik içgüdüsel bir davranış belki… Ama işte öyle bir çağdayız ki kimse kolay kolay bir uzlet köşesinde kendi içine kapanamıyor. Olmadık zamanlarda büyük trajediler, örneğin bir akşam yemeği sırasında evinizin içinde soluk alıp veriyor hareketli görüntüler eşliğinde. Kısa ve sert bir aydınlanma ânı! Dilerseniz anımsama ânı diyelim, çünkü başından beri bu olup bitenlerin farkında olduğumuzu belli belirsiz hatırlıyoruz. İster istemez, belki de başa çıkamadığımız için, elimiz uzaktan kumandanın tuşlarında geziniyor, uygun bir rüyaya geçiveriyoruz. O rüyanın renklerinde bir gelecek hayali kuruyoruz ardından. İçinde sevdiklerimizin olduğu güzel bir hayal.

Naif bir şekilde şunu sorar insan kendine: İnsanlar birbirlerine neden kötülük yapıyorlar? Neden bu kadar akılsızlar? Savaş kadar akıldışı bir şey var mı? Doğada savaş yok, savaş biz insanların icadı… Bu gibi düşünceler ilk bakışta büyük bir haklılık içerse de savaş olgusunu anlamamızda ne yazık ki hiç bir zaman yardımcı olmadı. Aksine, savaşın temel bir işlev olduğu yönünde (karıncalardan primatlara) doğadan pek çok örnek bulmak mümkün. O zaman da eğitimle, aydınlanmayla, doğru bir dünya görüşüne sahip olmakla savaşların azalacağını umut ediyoruz. Aklı selimin bir gün galip geleceğini ummak… Oysa çok da iyi biliyoruz ki: Savaş makinesi de aklın ürünü. Ne yazık ki akıl dışı değildir. İnsanlık tüm entellektüel birikimini savaşa yatırmaktadır. Acı ama gerçek. Dünyanın bugün geldiği gelişmişlik düzeyi (elbette dünya ölçeğinde küçük bir azınlığa karşılık geliyor) savaşlar için yapılan yatırımların ürünüdür. Havacılık, uzay çalışmaları, tıp ve mühendislik, hatta toplum mühendisliği, psikoloji hep savaş için yapılan yatırımlardan payını almıştır. Altını çizeyim: Asla olumlamak için söylemiyorum. Sadece savaşın bizim hayatımızla yakından ilgili olduğunu vurgulamak için belirtmek gereği duyuyorum. Dolaylı da olsa her çalışma saati içinde ürettiğimizin bir kısmı şu veya bu şekilde savaş sanayilerini desteklemeye ayrılmaktadır. Bu durumdan çıkamamak, karşı koyamamak insanın kendini saklayabileceği mutlak bir masumiyet noktasından mahrum bırakır.
Savaş denilen olguyu tanımak ve buna karşı durmak için belirli bir entelektüel donanıma sahip olmak gerekir. Peki edebiyat yazarı ne yapabilir? Adorno’nun sorusu geçerliğini korumakta mıdır: Aushwitz’den sonra mümkün mü?
Belki de şöyle bir iddiada bulunabiliriz: Yazar yapıtlarında ötekinin kim olduğunu ve temel insanlık durumlarını bize gösterebilir. O halde şu soruyu sormamız gerekir: Savaştaki insanlık durumu nedir? İnsanın atalarının bir bölümünün yamyamlık yaptığını biliyoruz ve bu bize artık geri dönüşü olmayan uzak bir hatıra gibi geliyor. Oysa günümüz dünyasında eş korkunçlukta olaylar yaşanmaya devam ediyor. Yakın zamanda yayınlanan bir haberde Kongo’daki kabile savaşlarında pigmelerin yakalanıp kafalarının kesilip boyunlarına asıldığı, cinsel organlarının kesilip süs olarak kullanıldığı hatta kurbanlarını yiyerek yenilmezlik kazandıklarını okuduk. Bu 2002 yılının raporundan. Bir başka korkunç tablo Irak’ta yaşandı. ABD’li askerlerin sert müzikler çalan kulaklıklarını takıp oyun oynar gibi Iraklı öldürdüklerini itiraf etmeleri ya da işkence fotoğraflarında neşe içinde poz verdiklerini gördük. Tıpkı bir ayıyı yere serdikten sonra bir ayağını üzerine koyarak fotoğraf çektiren avcı gibi… Dikkat ederseniz son örnek bizi öncekiler kadar dehşete düşürmez. Söz konusu olan insan değil bir hayvandır çünkü. İnsanolmayan’ın öldürülmesi hatta ona eziyet edilmesi insanı dehşete düşürmediği gibi, tüm savaşlarda ve savaş dışındaki şiddet olaylarındaki ateşleyici mekanizma hakkında ipucu verir. Eğer karşınızdakinin sizden olmadığına inanıyorsanız, sizin ahlak dünyanızın dışındaysa, ötekiyse, yani insanolmayan’sa öldürmek çok kolay olacaktır. Bu ötekileştirme din, ırk, sınıf, dünya görüşü temelinde olabilir. Yukarıda örneğini verdiğim Kongo’daki kabile üyelerinin yaptıklarını izlesek, yaptıkları işkencelere tanık olsak ve sonra da bu insanlarla savaşmamız gerekse içimizdeki ‘adalet’ duygusuyla biz de benzer şekilde karşılık verebiliriz. Ya da ABD’li askerleri izlerken hangimizin içinde nefret duyguları kabarmadı ki? Bunlar uç örnekler diyebilirsiniz. Daha doğrudan örnekler de var tabii:
Philip Zimbardo ABD’nin en seçkin üniversitelerinden birinin öğrencileri üzerinde yaptığı deneyle (1971) insanın insanolmayan’a dönüşmesinin ne kadar çabuk ve kolay olabileceğini gösterdi. Stanford Üniversitesi’nde yapılan deneyde öğrencilerin bir kısmı mahkum bir kısmı gardiyan olarak ayrılmıştı. Mahkumların insanolmayan’a dönüştürülme taktiği çok kolaydı: Tek tip elbiseler, isim yerine numara ile çağırmak… Gardiyan rolünü üstlenen öğrenciler ‘mahkum’lara eziyet etmeye başladıklarında Zimbardo ‘mahkum’ların güvenliği açısından deneyi kesmek zorunda kalmıştı. Yerde şnav çekerlerken sırtlarına oturmaktan, yangın söndürücü sıkmaya, çıplak elleriyle tuvalet temizletmekten daha ileri eziyet noktasına hızla yuvarlanmışlardı. Bu tıpkı bir zamanlar otoriteye itaat konusunda zihinlerde devrim yapan Milgram deneylerini hatırlattı bana. Zimbardo’nun deneyinde görüldüğü gibi, insanlar eğitim ve kültür durumundan bağımsız olarak kolaylıkla kendinden olmayana şiddet uygulayabilecek bir psikolojiye sahiptir. Tıpkı avladığı hayvanların başlarını kesip duvarına asan bir avcının iç huzuruyla yaşayabilir insan katliam yaparken. Hele bir de zevk için değil de yüce bir ideal uğruna yapıyorsa…
George Orwell, İspanya İç Savaşında çarpışırken birden bire yarı çıplak, bir elinde pantolonuyla koşarak kaçan bir adam görür. “Onu vuramadım” der, “çünkü ben buraya faşistleri vurmaya gelmiştim ve pantolonunu tutan bir adam faşist değildi, benim gibi adamın biriydi.” Küçük bir ayrıntı… Ama Orwell’a onun bir insan olduğunu hatırlatan bir ayrıntı. İşte edebiyatın savaş karşısındaki anlamı bu olabilir: Savaşları ve şiddeti körükleyen sistem bir gözbağcı gibi birilerini insanolmaktan çıkarıp önümüze sürüyor; sanat belki bunu tersine çevirebilir. Baskın ötekileştirici söylemlerin (her türlü iktidar böyle bir ötekileştirme üzerine kurulur) yarattığı yanılsamayı kırarak, kim tarafından yapılırsa yapılsın her türlü ‘ideal’ kavramının altını oyarak belki ihtiyacımız olanı bize verebilir: İktidar tarafından kurgulananın maskesini düşürmek. Aslında karamsar olmak istemem ama not etmeden de geçemeyeceğim: iktidarın söylemini yeniden üretmek söz konusu olduğunda edebiyat başı çeken sanat dallarından biri olarak en önde cepheye de katılabilir. Tüm kahramanlık destanları, hamasetle bezenmiş çarpık tarihi hikaye ve türevleri Orwell’in Sevgi Bakanlığı gibi psikolojik savaşın etkin unsurları olarak işlev görür. Çünkü tüm iktidarlar edebiyatı propaganda müdürlüğüne bağlamak isterler. O zaman edebiyat av dönüşü anlatılan ateş başı hikayesinden ibaret olur.

8 comments

  1. >Bugünlerde okuduğun herhangi bir yazı bana evvelden okuduğum şiirleri anımsatıyor. Karşılıklarım hep böyle oluyor. Buraya da bir şiir ekleyeceğim.BİZDEN SONRA DOĞANLARA IGerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alınVurdumduymazlığa işaret. GülenKötü haberi almamış henüz.Nasıl bir çağdır bu,Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığıBirçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.Yolu kaygısızca karşı karşıya geçenUlaşılmazdır artık herhaldeZorda kalan arkadaşları için.Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım halaFakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.YaptıklarımArasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya.Tesadüfen ayaktayım. ( Şansım ters giderse mahvoldum.)Diyorlar ki: ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa!Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğimBir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, birSusuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?Ve yine de yiyip içiyorum ben!Ben de bir bilge olmak isterdim.Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanıKorkusuz geçirmekŞiddete başvurmadan hemKötülüğe iyilikle karşılık vermekDüşlerini gerçekleştirmek değil, unutmakBilgelik olarak kabul ediliyor.Tüm bunları yapamıyorum:Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!IIKargaşalık döneminde geldim şehirlereAçlığın hüküm sürdüğünde.Girdim insanlar arasına isyan dönemindeVe öfkelendim onlarla birlikte.Böyle geçti zamanımYeryüzünde verilmiş bana.Savaşlar ortasında yedim ekmeğimiKatiller arasında yattım uykuyaÖzensiz yaklaştım aşkaVe doğayı sabırsızlıkla izledim.Böyle geçti zamanımYeryüzünde verilmiş bana.Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.Çok değildi yapabileceklerim. Fakat iktidardakiler dahaGüvende hissediyorlardı kendilerini bensiz, ümit ediyordum.Böyle geçti zamanım Yeryüzünde verilmiş bana.IIIBattığımız dalgalardanYükselecek olan sizlerZaaflarımızdan söz ederkenUnutmayınKaranlık çağı daSizlerin kurtulmuş olduğu.Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerekSınıf savaşlarının ortasında, çaresizHaksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.Biliyoruz halbuki:Aşağılıklara duyulan nefret deBozar şeklini yüzün.Kısar sesi haksızlık karşısındakiÖfke de. Ah, güleryüzlülüğeOrtam hazırlamak istemiş bizlerGüleryüzlü olamadık kendimiz.Sizler fakat, geldiğinde vakitİnsan insanın yardımcısı olduğuZaman.HatırlayınHoşgörüyle bizi. BERTOLT BRECHT

    Beğen

  2. >Edebiyat her devirde bir yandan ya iktidarın ya da belli bir grubun propaganda aracı olduğu gibi bireysel olarak sadece insanı her yönüyle ele almaya da devam etmiştir, yine de ben inanıyorum insanlığın anlamını koruyan söylemler bize unuttuklarımızı, arka plana attığımız ideallerimizi hatırlamamıza ve yeniden düşünmemize yardımcı olacaktır. Edebiyatın bu gücünden yararlanmakta yazarlarımıza büyük iş düşüyor bence. Savaş ve isanlık dışı davranışlar hakkında söylediklerinizi çok doğru buluyorum, ama bu olayların son bulacağına inanmayı, 'bir gün gelecek…' diyebilmeyi de çok istiyorum…

    Beğen

  3. >O yüzdendir ki anı yaşamak akılcı bir çözüm gibi geldi bana. Gelecek kaygısından daha berbat yıkıcılıkta bir duygu daha bilmiyorum. Her an her yerde ve her şekilde maruz kalınan çağın anlayışı, günümüz ekonomisinin tüm bilimleri yanına çekerek çarklarını hızla döndürdüğü sistem. Bazen çarkın dışına fırlamak için ufacık bit toz parçası bile yeter. Toza bulanmakta fayda var:)

    Beğen

  4. >En parlak ışıklar arda arda dizilip Gizi seremediğinde göz önüne,Karışır birbirine yönlendirenle yönlendirilen. Bulanıklaşır hedefleri yüzüyle birlikte yönlendireninMedeniyetin aktığı caddelerde toplanan kalabalıklar Güzelim dillerini bir kenara bırakıp Kutsallarının dilinde kustuklarında öfkelerini,Bilgelik köşede tek başınadırNeden ve niçinler unutulur, Kitleler tekbir getirirArtık korku zamanıdır

    Beğen

  5. Yazını twitterdan buldum ve büyük hayal kırıklığına uğradım. İnsan işkence ederken karşısındakini ötekileştirmeyede bilir, bu katiller için de böyledir. özellikle seri katillerde beynin “feedback” kısımları çalışmaz, yani adam ötekileştirmez ama hareketlerinden pişmanlık duymaz böyle bir “geri besleme” sistemini yok etmiştir. Adam insan öldürürken insan öldürdüğünün farkındadır.
    Stanford deneyini wikipedia’dan oku, ve lütfen yazını düzelt, insansolmayan değil, insan davranışlarının duruma ve otoriteye göre değişmesidir ana fikirlerden biri. insanolmayanla alakası yok.
    http://en.wikipedia.org/wiki/Stanford_prison_experiment#Conclusions

    Beğen

    1. @acur Öncelikle belirteyim, sözünü ettiğiniz psikopat katillerin zihinsel bozuklukları (empati işlevinin olmaması) ayrı bir mesele. Bu yazının konusu değil. Tam tersine, benim yazmaya çalıştığım tamamen normal insanların nasıl olup da zalim eylemleri gerçekleştirebildikleri sorusuydu. Bunda da temel kavramın insanolmayanlaştırma olduğunu düşünüyorum. Verdiğim örnekler de bu düşüncemi destekler nitelikteydi. İnsanolmayana dönüştürme elbette koşulların etkisiyle tatikleniyor, güdülüyor, itaatin çok önemli bir payı var. Zaten Milgram deneyine o yüzden atıfta bulunmuştum. İtaat elbette önemli ama sonuçta Stanford deneyinde asıl mesele karşındakinin kendinden olmayan olduğunu düşünmesi.
      Sizin şiddetle itiraz ettiğiniz ve hayalkırıklığına uğramanıza neden olduğunu söylediğiniz
      “insanolmayanlaştırma” (belki doğru bir çeviri değil dehumanization kavramı yerine kullanıyorum) Zimbardo’nun kendisinin kullandığı bir kavram; bana İngilizce bir link gönderdiğinize göre çevirmeme gerek yok: From the perspective of the researchers, the experiment became exciting on day two when the prisoners staged a revolt. Once the guards had crushed the rebellion, “they steadily increased their coercive aggression tactics, humiliation and dehumanization of the prisoners,” Zimbardo recalls. […] Zimbardo’s primary reason for conducting the experiment was to focus on the power of roles, rules, symbols, group identity and situational validation of behavior that generally would repulse ordinary individuals. “I had been conducting research for some years on deindividuation, vandalism and dehumanization that illustrated the ease with which ordinary people could be led to engage in anti-social acts by putting them in situations where they felt anonymous, or they could perceive of others in ways that made them less than human, as enemies or objects,” Zimbardo told the Toronto symposium in the summer of 1996. (http://news.stanford.edu/pr/97/970108prisonexp.html)
      Dolayısıyla yazımda düzeltmem gereken bir maddi hata yok. Sanırım sizin wikipedia dışında kaynakları araştırmanızda yarar var.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s