Tutunamayanlar özgün değil mi?

>

Bu hafta Cumhuriyet Kitap dergisinin Pervasız Pertavsız sayfasının başlığı Tutunamayanlar’dı. Enis Batur bir gençlik ürünü olarak tanımladığı Oğuz Atay’ın romanının özgünlüğünü şu sözlerle sorguluyor: “Tutunamayanlar’ın “çözümü”nün birebir Pale Fire’dan gelmesi, kitabın özgünlüğünü enikonu zedeliyordu benim gözümde; bunca yıl aradan sonra daha da öyle geliyor bana. Monolog hadi neyse, miri mal yanı olmuştur zamanla ama Nabokov’un formülünü Nabokov’a bırakmak gerekirdi.” Enis Batur kitabı kültleştiren ve dokunulmaz kılan okurlarının bu meseleyi ya hiç bilmediğini ya da görmezden geldiğini çünkü onların Oğuz Atay’ın neyi anlattığına nasıl anlattığından çok daha fazla önem verdiğini iddia ediyor. Devamında da Tutunamayanlar’ın İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca kolay yayımlanamayacağını çünkü yabancı editörün sadece ne anlattığına bakmayacağını, nasıl anlattığını da önemseyeceğini, Nabokov’un Solgun Ateş romanı ile böyle bir çakışmayı hemen saptayarak özgün olmama gerekçesi ile Atay’ı yayımlamayacağını söylüyor. Tutunamayanlar Solgun Ateş’in taklididir o yüzden de çevrilip yayınlamaya değmez demeye getiriyor. Yazının devamında Replika arabaşlığı ile ayrılmış bölümü de dâhil olmak üzere tek satırına katılmıyor oluşum bu söylenenler üzerine düşünmeyeceğim anlamına gelmiyor. Çünkü Enis Batur önemli bir yazar olduğu kadar son derece ciddi bir yayıncı ve kültür insanıdır da. Bir anlayışın kristalleşmiş halini gösterdiği için söylediklerini ciddiye almak gerekli.

Öncelikle Tutunamayanlar… Sadece Nabokov’un dilimize Solgun Ateş diye çevrilmiş olan eserinden mülhem değildir bu kült eser. Hem biçim hem de içerik olarak James Joyce, Kafka, Dostoyevski, Çernişevski gibi yazarlara sayısız gönderme, parodi ve pastij içerdiği gibi kutsal kitap metinlerinden ansiklopedi maddelerine kadar çok sayıda anlatım biçiminden yararlanmıştır. Aslında ‘yararlanmıştır’ demek çok da yeterli değil romanda yapmaya çalıştığını tespit etmek için. Oğuz Atay temelde Batı karşısındaki ezik Türk aydınının arada kalmışlığını anlatır. Ama bu arada kalış birbirinin dengi iki farklı kültür arasında kalmak şeklinde yapılandırılmaz Oğuz Atay’ın yapıtında. Her anlamda (bilim, sanat, felsefe, etik, politika, tarih…) baskın bir kültürün dilsizleştirdiği (madun ettiği) bir kültürün aydınının arayışı olarak romanı birbiri ile çatışan anlatıların sarmalında yapılandırır. Batı edebiyatının modern ustalarından ödünç aldığı izlekleri, imgeleri, üslupları kullanarak dilsizliği gösterir Atay. Bu nedenle Oğuz Atay farklı ve ayrıksı bir ses olarak Türk Edebiyatı’nın o güne kadar gelen -Fransız edebiyatını temel kanon kabul eden- çizgisinde bir kırılma yaratmıştır. Yeni anlatım biçimleri, farklılıklar, edebi buluşlar peşinde değildir Oğuz Atay; her şeyin daha önce –Batı tarafından- söylenmiş olduğu bir dünyada söyleyememenin, yapamamanın, tutunamamanın romanını yazmaktır amacı. Bu yüzden de evet romanın ilk üçte birlik bölümü Solgun Ateş’teki ‘çözümü’ hatırlatır, diğer bölümleri Şato’yu, Ulysses’i, Yeraltından Notlar’ı, başka yapıtları ve eserleri yineler. Hem içerik hem de biçimsel olarak nasıl da Batı’nın kültürel malzemesi ile inşa edilmiş bir kültürel dünyamız ve entelektüel dilimiz olduğunu sergiler romanın bütünü. Bu eklektisizme yenilmek değildir; bu Batı’ya zaten çoktan yenilmiş ve dilini hiç bulamamış bir kültürün samimi hesaplaşmasıdır. Olamamanın itirafıdır. Aynı zamanda bu yinelemeler trajikomik bir durum yaratır, o yüzden de tüm yapıt baştan sona dev bir ironiye dönüşür. Söylenen asla Batı’da söylendiği şekliyle işaret ettiğini edemez burada bir kez daha bu şekilde söylendiğinde! Hem Batı’dan beslenip hem Batı’ya kızan; hem Batı’yı evrensel doğrunun hâkimi olarak görüp hem de her zaman bizim gibilere haksızlık yapmakla suçlayan; hem kendi kültürünü yüceltip hem de içten içe Batılı’nın daha üstün olduğunu düşünen tipik Türk aydınının anatomisini bir üst dil olarak Batı edebiyatı ve özellikle Anglo-Sakson ironi ile alaya alan Oğuz Atay ilk ortaya çıktığı zaman da topa tutulmuştu. Aklına geleni yazan, edebiyata özenen bir mühendis olarak nitelenen Oğuz Atay’ın Nabokov ile kader birliği bu noktada da kendini gösterir. Solgun Ateş ilk yayımlandığında eleştirmenlerin bir kısmı romanın ‘okunamaz’, ‘tam anlamıyla bir enkaz’ olduğunu söylemiş; mizahını beğenenler bile meselesinin zayıf olduğunu belirtmek ihtiyacı duymuşlardı. Oğuz Atay’ın yapıtı karşısında da Türk edebiyat dünyası benzer bir tepki göstermişti.
Enis Batur yazısında Batılı editörü evrensel edebiyat ölçütünü elinde tutan bir hak dağıtıcı gibi konumlandırıyor. Keşke öyle bir Batı, öyle bir editör olsa… En ucuzundan oryantalist sahte tarihi romanları yıllar boyunca Batı’nın seçkin yayınevlerinde yayımlatabilir miydi çevre ülkenin Tutunanlar’ı? Gerçi yılların yayıncısı Enis Batur’a uluslararası yayıncılığın durumunu hatırlatmak değil amacım; onun kastettiği ideal olan sanırım… Bir yerlerde halen iyi yayıncılığı sürdüren bir avuç saygın editörü düşünerek yazmış olmalı. Mesele öyle editörlerin olup olmaması değil, bu türden bir özgünlük denetimini yapacak bir mercinin bulunabileceğini varsaymaktır. Sorunlu olan bence budur. Tıpkı yazınının ikinci bölümünü ayırdığı Replika’lar meselesinde olduğu gibi. Sanat yapıtlarının birebir kopyalarının üretilip sergilenmesini ‘gerçek’ müzeler açısından sorunlu bulan Batur bizimki gibi dünya başyapıtlarının hemen hiç birinin asıllarına sahip olmayan ülkeler açısından replikalardan oluşturulacak sergilerin anlamlı olacağını savunuyor. Burada da itiraz etmek isterim: bir sanat yapıtının aslı ile replikası arasında olduğu varsayılan fark nedir? Picasso’nun Guernica’sının aslı ile birebir kopyası arasında izleyici için ne fark vardır? Yaratıcının kutsal dokunuşunun o yüzeyde bıraktığı ‘mana’ ile kendinden geçen bu anlayışın varsaydığı sanat yapıtında bir öz olduğudur. Çoğaltılamaz, kopyalanamaz, aktarılamaz bir öz… Bir tür metafizik olsa gerek. Aklım ermez. Benim asıl takıldığım ayrıca tartışılabilecek bu konunun Oğuz Atay ve Tutunamayanlar bağlamında ele alınması (en azından aynı yazının içinde, doğal bir bilinç akışının devamı gibi sunulması) Oğuz Atay’ın yapıtına çok büyük haksızlık.
Bana göre yapıt onun okuyanla/izleyenle anlam kazanır. Kendiminkinin mutlak ve en doğru okuma biçimi olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Ama Oğuz Atay’ın yapıtını bir başka romanın replikasına indirgemenin de hoyratça bir tavırdan başkaca bir anlam taşımadığını vurgulamak isterim. Amacımız elbette bir yazarı dokunulmaz ilan etmek değil ama eserini basit bir replikaya indirgemek yerine gerçekten derinlemesine değerlendirilmesini talep etmektir.
Oğuz Atay bugün kült bir yazar. Yeni yazar kuşakları geliyor her kesimden ve bu genç yazarlar onun edebi DNA’sını taşıdıklarını söylüyorlar. Adına akademik bir toplantı düzenlendiğinde okurların gösterdiği ilgi izdiham boyutuna varıyor. İşte tam da böyle bir zamanda Oğuz Atay’ın eleştirel okumasını yapmalı, yakından irdelemeli. Böyle yaparsak kendimiz hakkında çok şey öğreneceğimiz kesin.

16 comments

  1. >Tutunamayanlar Türk romanı için bir dönüm noktasıdır diyebiliriz. Postmodernist akımın ülkedeki ilk ve en başarılı örneği bu roman. Sonrasında Orhan Pamuk ve benzeri yazarlar için de önemli bir kaynak teşkil etmiş olmalı ki bu yazarların bütün eserlerinde o çizgiye ulaşma çabasını gözlemliyorum. Bu romanın Nabakov'un bir eserine benzediğini bilmiyordum. Benziyorsa da bu eserin önemini Türk romanındaki yerini değiştirmez. Bütün bunların yanı sıra postmodernist hiçbir yapıttan hoşlanmadığımı da belirtmek isterim. Başlangıçta hakkını teslim ettiğim ve dönüm noktası olarak düşündüğüm bu roman açıkçası bana beklediğim keyfi veremedi. Aydın sorunsalını kendine özgü ve dönemine göre farklı bir üslupla anlatmayı seçen Atay'a saygı duyuyorum ancak Tutunamayanlardan keyif almadığını söyleyenlere ümmi, entellektüellikle alakası olmayan insan, tutunmuş muamelesi yapılmasına da son derece karşıyım. Eklemeliyim ki postmodernist şiirlerde de aynı duyguyu yaşıyorum.

    Beğen

  2. >Enis Batur'un yazısını okumadım. Ancak sizin yazınızı okudum ve söylediklerinizin tamamına katılıyorum. "Tutunamayanlar"ı bu sene okudum. 31 yaşındayım ve bilimsel kimliğim dışında edebiyatla çocukluğumdan beri yakından ilgiliyim. Bir başka deyişle hatırı sayılır sayıda kitap okudum ve Tutunamayanlar'ı okurken aldığım hazzı Marquez'in "Yüzyıllık yalnızlığı" nı okurken aldığım hazza benzetebilirim. Tarzlar tabiki çok farklı. Bu örneği sadece iki kitabı okuyanlar karşılaştırma yapabilsin diye veriyorum. Söylediğiniz gibi "Tutunamayanlar"ı okurken, ben de bazen Dostoyevski bazen Kafka'yı okuyorum gibi hissettim. Ama siz de demişsiniz ya Oğuz Atay bizim yerimize bir hesaplaşma yapmış "Tutunamayanlar" da diye. Olamamayı göstermiş. Son olarak, evet neyi anlattığından çok nasıl anlattığı ön planda bu kitapta. Son sözlerinizle katılıyorum. Oğuz Atay ve "Tutunamayanlar"ı eleştirel bakışla incelenmelidir ve hakkettiği değeri görmelidir.

    Beğen

  3. >19-20 yaşlarında bir Teknik Üniversite öğrencisi olarak bundan tam 15 yıl önce okudum Tutunamayanları. Formüllere boğulmuş bir öğrenci olarak Oğuz Atay ile tanışmak bir rahatlama veriyordu açıkçası. Biz mühendisler de sanattan anlarız, severiz demenin bir yolu olarak görüyordum. O günlere kadar klasikler dışında pek bir okuma deneyimim olmamıştı ve Kara Kitap'ı bitirmiş olmakla övünen sıradan bir okuyucuydum 🙂 Tutunamayanları bitirmek de eş dost sohbetinde övünmek ve yukarıda bahsettiğim rahatlama dışında pek bir anlam ifade etmemişti benim için. Sonraki yıllarda okuma deneyimim arttıkça Kafka'yı, Dostoyevski'nin çok popüler olmayan yapıtlarını okudukça Tutunamayanlar'ın değerini daha da fazla anlamaya başladım. Murat Gülsoy'un da değindiği gibi Tutunamayanlar'ı hiçbir zaman "eklektisizme yenilmek" olarak değerlendirmedim. "Bu Batı’ya zaten çoktan yenilmiş ve dilini hiç bulamamış bir kültürün samimi hesaplaşmasıdır." cümlesini de çok yerinde buldum. Geçtiğimiz yıl yeniden okumasını yapınca da bir başyapıt olduğuna olan inancım pekişti. Biraz fazlaca sahipleniyorum belki ama Enis Batur'un yazısını okumamama rağmen önermelerini kaba bulduğumu ifade etmeliyim. Yazıyı web üzerinde bulabilenler paylaşırlarsa çok sevinirim.

    Beğen

  4. >Benim ve bir grup okurun okuma tarihinde çok önemli bir yer tutan ;Gergedan ve Argos dergilerinin mimarıdır Enis Batur.Tam bir kültür adamı , okuma işçisidir.Her söylediğine katılmasam da söylediklerini dikkate alır ,inceler ,değerlendiririm.Benim en çok dikkatimi çeken Tutunamayanlar'ın kırkıncı yılında böyle bir eleştiri yapılması.Enis Batur kırk yıldır bu eserin taklit olduğunu fark etmemiş mi? Nabakov'un o eserini Enis Batur'un 1970'den önce okuduğuna eminim.(Pale Fire'ın basım yılı 1962)

    Beğen

  5. >Tutunamayanlar sadece Solgun Ateş taklidinden ibaret olsaydı Enis Batur bir derece haklı olabilirdi. Belirttiğiniz gibi Tutunamayanlar'da sadece o esere değil bir çok esere gönderme var. O zaman da düşünen insanın aklına neden böyle bir şeyin yapıldığı, bunun ne anlama gelebileceği gibi sorular geliyor ki yazınızda cevapları var.Bunun dışında Oğuz Atay bu taklitleri hiç kimsenin anlamayacağını düşünerek yapacak kadar naif olabilir mi? Yoksa Atay'ın bu şekilde düşündüğünü düşünenler mi?

    Beğen

  6. >Üniversite yıllarımdan bu yana 5. Tutunamayanlar kitabım. O kaybolur, ben yenilerim. Dönüp dönüp okuyuşumun nedeni buymuş demek ki. Sözü edilen 'mesele'yi bilmiyormuşum ya da görmezden geliyormuşum.Merak ettim şimdi. Bundan sonra ne olacak?

    Beğen

  7. >"Tutunamayanlar" bizim edebiyatımız açısından büyük bir yenilik, bir özgünlük, kült bir eserdir; ancak dünya edebiyatı içindeki yerine baktığımızda, Enis Batur'un değerlendirmelerine katılmak mümkün oluyor; aslında bu durum edebiyatımızdaki yetkin birçok eser için geçerli diye düşünüyorum. Bizim için bir yenilik olan şey Batı veya dünya edebiyatı için olağan bir şey. 1950li yıllara kadar Batı'da ortaya çıkan ürünlerin çeşitliliğine ve nitelik olarak ulaştıkları düzeye bakıldığında durum netleşiyor sanırım.

    Beğen

  8. >Bu da Sevgili Enis Batur'un bir başka yazısından. Sanırım o da bu benzeşme durumunu sonradan fark etmiş. Ya da ben tam yorumlayamadım:"Tutunamayanlar" belli biri tarafından, belli tarih ve coğrafya enlem-boylamında, belli bir bağlamdan çıkıp belli bir bağlama doğru yazılmıştır. Onu kuşatan gerçekliği onun gerçekliğinden soyutlamamak gerek. Öte yandan, bir kitabın ön ve arka kapağı arasında belki de "hiç kimsenin ürünü" bir metin yer alıyordur: "Çağların, depremlerin, sellerin yazdığı" bir metin…tamamı için:http://getir.net/xrw

    Beğen

  9. >Aklıma gelen başka bir soru, Enis Batur'un aslında yeni olmayan bir tartışmayı niçin yeniden ısıtarak yazısına taşıdığı. Bu tartışma, Yıldız Ecevit'in "Ben Buradayım" kitabında, metinlerarasılık, postmodern edebiyat v. kavramlar çerçevesinde ayrıntılı olarak ele alınmış oysa; gerekli cevaplar da verilmiş.

    Beğen

  10. >Aklıma gelen başka bir soru, Enis Batur'un aslında yeni olmayan bir tartışmayı niçin yeniden ısıtarak yazısına taşıdığı. Bu tartışma, Yıldız Ecevit'in "Ben Buradayım" kitabında, metinlerarasılık, postmodern edebiyat v. kavramlar çerçevesinde ayrıntılı olarak ele alınmış oysa; gerekli cevaplar da verilmiş.

    Beğen

  11. Tutunamayanlar’ın bu derece beğenilmesi beni sık sık, acaba gereken dikkati vermeden mi okudum, kuşkusuna götürür. İntihal ya da Türk Romanı’ndaki yenilikçiliği, önemi meselelerine hiç bulaşmadan ve önemsemedem, romanın kendisini, kötü bulduğumu belirtmek isterim.
    Zaman zaman haksızlık ettiğimi düşünüp romanı elime alırım, ama daha başındaki fevri üslup ve biçimsel aşırılıklarla karşılaşmamla gene hemen cayarım. Başlığı bile beni çok irkiltir: Tutunamayanlar. Bu tür bir melankoliyi, hatta arabesk diyebileceğim duyguyu böylesine ciddiye alıp romantize ederek anlatan bir romanı, ben, iyi değil, ancak bir tür popülerliğe ulaşan edebiyat -Sacred değil Kafka benzeri popülerlik- olarak görüyorum.

    Beğen

  12. Tutanamayanlar’ın iletişim yayınlarından 1984 yılında yayımlanan baskısında ön söz yazan Enis Batur’un aradan yıllar geçtikten sonra Cumhuriyet kitap dergisinde bugün tesadüf eseri okuduğum yukarıda bahsettiğiniz yazıyı yazmasını hiç anlam veremedim. Yıllar Enis Batur’a yaramamış anlaşılan.

    Beğen

  13. Tutunamayanlar’dan her zaman çekindiğim için okumasını erteliyordum. Nereye gitsem, kimle konuşsam bu kült romandan bahsediyordu ama kimse ne konudan ne de yazım tekniğinden söz ediyordu. Tek anlattıkları okumasının zor, anlaşılmasının çaba istediğiydi. Beş ay önce kitabı aldım, ancak geçen ay okumaya cesaret ettim. Daha en başında bilinç akışını ne kadar mahir kullandığını görerek etkilendim, mizahi diliyle de beni tavladı. Derken ünlü şarkı bölümüne geldim. Keyifle okudum, ama mısra mısra açıklamalara gelince dur bir dakika dedim, ne oluyor? Bana kimse bundan söz etmedi. Kült dediler, zor dediler ama Nabakov’la olan ilişkisinden bahsetmediler. O gece aydınlandım ben 🙂 Önce çok kızdım, ben yapsam editör kafama atar ama Oğuz Atay kült oluyor gibi son derece basit bir çıkarımda bulundum. Sonra önemli olanın bu tekniğin alıntılanması değil bu tekniği en az Nabakov kadar başarılı uygulamış olmasıdır dedim. Özgün olan anlatıdır, teknik değil diyerek de kararımı verdim. Zaten sebepleri üstatlar açıklamış. Ancak, Solgun Ateş’de her mısra ve editörün bunlara yönelik açıklamaları o kadar konuya yönelik ve okuyucuyu romanın sonuna hazırlamaya o kadar odaklıdır ki, içi boş tek bir ima, amaçsız tek bir satır bulamazsınız. Tutunamayanlar’ı bitirmediğim için aynı şeyin burada da geçerli olup olmadığını söyleyemeyeceğim. Ancak şu ana kadar Solgun Ateş’teki kadar anlamlı bir bağ bulamadım. Yani bu destan ve açıklamaları olmasaydı kitap ne kadar azalırdı? Bu teknikle verilen bilgiler başka şekilde sunulsa sonuç ne olurdu? Solgun Ateş yok olurdu, ondan eminim ama ya Tutunamayanlar? Belki de buna bakmak gerek…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s