3000 Kitaplık Zaman

>

Başucumda kitaplar var. Her geçen gün çoğalıyorlar. Bazen, neye bağlı olduğunu kestiremediğim bir itkiyle hepsini alıp evin çeşitli yerlerine dağılmış kitaplıkların gözlerine tıkıştırıyorum, başucumdaki sehpanın

üzerini temizliyorum, hatta keyfim yerindeyse ki genelde yaz başında olur, bir tahta cilası ile iyice parlatıyorum sehpayı.

Rahatlama hissi. Kurtuldum. Hepsinden bir çırpıda kurtuldum, şimdi yeniden başlayabilirim duygusuyla, temiz çarşaflara sarınıp uyuyorum. Ama biliyorum, bir süre sonra, onlar yine gelmeye başlayacaklar, yavaş yavaş birikecekler. Yine de onlar olmadan olmuyor. Bir tanesi asla yetmiyor. Uykuya dalmadan önce onlara sığınmamın mutlaka anlamlı bir nedeni var. Çocukların uyumamak için direnmelerine benzer bir şey: Uykudan korkuyorlar, yok olma endişesiyle uyanık kalmaya çalışıyorlar. Peki ya ben? Rüyaları bunca sevmeme rağmen neden uyumadan önce en az dört beş kitabın sayfalarını karıştırmak ihtiyacı duyuyorum? Neden korkuyorum sence?

Depremli zamanlardı. Hatırlarsın, korku içindeydik. Don Kişot’u okuyordum o sıralar. Bir ara kitabı bitiremeden ölürsem diye endişelenmiştim. Edebi bir oyun başlatmak için beni heyecanlandıran sahte düşünce deneylerinden biri değildi bu. Gerçek bir endişeydi. Tabii biraz zayıftı şiddeti, deprem korkusuyla kıyaslandığında. Ama yine de başucumda duran kitaba garip bir heyecanla baktığımı hatırlıyorum. Yüzlerce yıl önce ölmüş bir adamın aklının izlerinden ibaret bir nesne. Sonra bitti tabii kitap (ölmedim). Üzerine başka kitaplar okudum. Hatta o kadar büyük bir zevkle okuduğum o kitabın sayfalarında şimdi ne yazdığını hatırlamıyorum bile. Okuyorum ve sonra unutuyorum. Hızla solan rüya anıları gibi… Yazdıklarımı da unutuyorum zaten. Yayımlanmış kitaplarım var, içlerinde ne yazdığını bilmediğim… Geçenlerde bir liseye konuk yazar olarak gittim. Çocuklar kitaplarımı okumuşlar, sorular sordular. Bazılarını bilemedim. Unutmuşum. Belli etmemeye çalıştım. Okuduklarımı unutmaya alışkınım. Sana da oluyordur. Doğal bir şey olduğunu biliyorum. Artık yazdıklarımı unutmaya da alıştım. İnsan neleri unutmuyor ki… Ama yine de yazıyorum. Yazmak çok zevkli: Rüyalara hükmetmek gibi eğlenceli ve korkunç. Sonra unutulsa bile…
Her gün çalışmak için gittiğim binanın girişinde sevdiğim bir kitabevi var. Öğlen yemeklerinden sonra uğruyorum bazen. Kucak dolusu kitap alıyorum. Yine de bitmiyor okumak istediğim kitaplar. Çok korkunç. Okudukça okuyası geliyor insanın. Bu gidişin bir sonu yok. Zaten aldığım kitapların çoğunu bitiremiyorum bile. Başucumdaki sehpanın üzerinde oluşan küçük kulenin içinde kayboluyorlar. Bazen, evin içinde amaçsızca dolanırken karşıma çıkıveriyorlar. Nasıl olup da yarım bıraktığıma şaşarak tekrar okumaya başlıyorum.
Daha ilginci ne biliyor musun? Daha önceden okuduğum kitapları yeniden okurken hissettiklerim. Okurken hatırlama anları: Zihnimin içinde bir göl var sanki, onun dibine çökmüş olan görüntüler yavaş yavaş görünür oluyor. Üstelik bu his şeye çok benziyor, nasıl söylesem, belki inanmayacaksın ama eskiden çok olurdu, ilk kez elime aldığım bir kitabı okurken o metni çok önceden beri tanıyormuşum hissine kapılırdım, işte o deneyime çok benziyor. Evet, bana bunu hissettiren kitaplar, yazarlar vardır. Onlarla ilk karşılaştığımda hemen anlarım benim esas yazarım olduklarını. Üstelik belirli bir dönem ya da türle sınıflandıramayacağım kadar çeşitlidir bu kategorideki yazarlar. Onların bir sesi vardır. Bana doğrudan ulaşan, beni çok iyi tanıyan bir ses. O ses aslında tek bir sestir. O sese sahip metinleri okurken iliklerime kadar hissettiğim bir yanılsama vardır ki bak bunu çok önemserim. Şimdi söyleyince, abarttığımı düşüneceksin ama ben buna gerçekten inanıyorum: Aslında tek bir kitap var ve ben onu okuyorum. Evet ancak bu şekilde ifade edebildiğim bir yanılsama bu. Öncesiz ve sonrasız bir akıştan ibaret o metnin bir yerindeyim. Bazen ben de bu metne katkıda bulunuyorum yazarak, evet kendimce güzel şeyler yazdığımda böyle düşünürüm. Zaten, yazdıklarımı da bu şekilde ölçüyorum. O ses geliyor mu, gelmiyor mu diye dinlerim metnimi. Bugün nedense bir samimiyet buhranına kapılmış gibiyim, her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak geliyor içimden. Gerçi… Nasıl olsa inanmayacaksın. Ben de inanmam yazılanlara çoğu zaman. Sadece sesini dinlerim. Ses yalan söylemez. Metinlerse hep bir şeyleri gizlemek için üretilmiş olduğu için temkinli davranmak gerekir. Niyeyse? Kanmanın nesi kötü ki? Nasıl olsa unutuyoruz.
Belki de alelacele aklımdakileri aktarmaya çalışmamın nedeni zamanın gittikçe daralıyor oluşudur. Az önce hesap makinesini açtım. Küçük bir hesap yaptım. Günde ortalama okuduğum sayfa sayısından hareketle bugüne kadar yaklaşık 1500 kitap okumuş olmalıyım. 300 sayfalık 1500 kitap. Bundan sonra bir o kadar daha okumaya fırsatım olursa toplam 3000 kitap bitirmiş olacağım. Ne kadar az… Üstelik bunların çok azında o sesi duymuş olacağım. Maalesef. Yine de benim kitaplarım bunlar. Elden ne gelir ki… Zamanla kısıtlıyız. Tek tesellim o sesin benden sonra da duyulacağını bilmek.

Reklamlar

18 comments

  1. >Sinyaller ve Sistemler sınavına çalışmak zorunda oluşuma rağmen hemen okudum "3000 Kitaplık Zaman"ı. Hızla solan rüya anıları gibi unutuvermek her şeyi… Sınavın etkisiyle her şey periyodik ve aperiyodik olarak bölünse de zihnimde, bütün kitaplar aynıymış gibi gelmeye başladı. Herhangi bir gruplaşma, kategorileşme yapamıyorum. O bahsettiğiniz sesi son zamanlarda hiç duyamıyorum. İç sıkıntısı ve derin bir sessizlik içinde benim mütevazi kitaplığım. Şimdilik bu söylediklerinize inanmıyorum. O sesin varlığına… Yine de "Korkuyu Beklerken" bir süre daha elimden düşmeyecek. Bu yazıyı dönüp tekrar okuduğumda, yorumumu silmek dileğiyle…

    Beğen

  2. >Daha dün gece üç yaşından bu yana kitap okuyan bir arkadaşımla bu konuyu neredeyse iki saatlik bir telefon konuşmasında paylaştık.De di ki: "Bir arkadaşım var, yedi yıldır bana kitap getirir ve her defasında biz aynı tartışmanın içerisinde kendimizi buluruz.İlk cümlesi aynı olan tartışma. -Bak yine aynı şey oldu. "Ne oldu?" -Sana her gelişimdeki önceden getirdiğim kitaplardan da bir iki tane getiriyorum ve sen her defasında, sanki onları hiç okumamış gibi benden alıyor, bir sonraki gelişimde de geri veriyorsun. Ne kadar unutkan bir adamsın sen. "Bilmem."Bu diyalogu anlatırken güldük. Çünkü o da okuduğu binlerce kitaptan hatırlayamadıkları ile dolu bir hafızaya sahip ama diyor ki: "Onlar içimde bir yerdeler, neresi olduğunu bilmiyorum;çünkü unutuyorum fakat emin olduğum bir his kendilerine en ayrıcalıklı yeri seçtiklerini ve orada beni beklediklerini söylüyor." Tuhaf ben de aynı his var dedim. Bazen iki hafta önce okuduğum bir kitabı bile unutabiliyorum. Halbuki okurken notlar alıyorum, altını çiziyorum, üzerinde saatlerce bazen günlerce düşünüyorum. Kahramanlar üzerinde kendi hikayemi yazıyorum. Konuşturuyorum… Olmuyor. Nereye kaybolduysa onca şey içim ürperiyor. Birine ben o kitabı okudum demekten bile bazen ürküyorum. Ama ne oluyor hiç beklenmedik bir anda o kendini bizim tarif edemediğimiz o yerden çıkarıveriyor ve garip bir emin olamama hissiyatıyla sözcüklerimize dökülüveriyor anlatırken, yazarken vsMisal az önce ben de kitaplığıma bakıp Ankara'da kalan bin küsür kitabımın derdine düştüm. Onları hangi ara İstanbul'a getireceğim, ne yapıyorlardır orada, giderek toz dolan raflarda. Çünkü oradaki evimizde şu an kimse kalmıyor. Özlediğimi fark ettim. Sevdiğim kitaplarımın birçoğu orada. Aralarında yeniden okumak istediklerim var. Zaten bugünlerde okuduğum kitapların bazılarını yeniden okumaya başladım. Size de olur mu? Hani yıllar yıllar önce okuyup da şimdilerde yeniden aklınıza düşüp okuduğunuz bazı kitapların bugününüzde çok daha farklı anlam içerdiği? Siz o hissiyattan bahsetmişsiniz gerçi yazınızda ama bu biraz da yaşla doğru orantılı bir şey galiba benim yaşadığım.Okuma yolculuğu sonunu hiç bilemeyeceğimiz bir derya.Uzun bir dalış yapmışın denizin karanlık sularına karşı arada bir ışık gördüğümüzde yazılar baş gösteriyor. İnsan bazen anafora kapılmış gibi hissediyor. Karanlığın Aynasında kitabınızı imzalarken bana şöyle demiştiniz: "Sözü hiç bitmesin" Çok değerli benim için ve dilerim ki sizin de hiç bitmez.

    Beğen

  3. >Endişelendirdiniz beni de.Bende bir hesap yaptım sayı o kadar az çıktı ki, oysa okumak istediğim öyle çok kitap varki.Üstelik daha ispanyolca öğrenip Marquez'i kendi dilinden okumak istiyorum…Tanrım buna vakit kalsın !

    Beğen

  4. >Sadece kitaplarla boğuşana ne mutlu! Okunacak yüzlerce kitap, izlenecek yüzlerce film, tiyatro, opera, bale, takip edilecek onlarca dergi, yetmezmiş gibi bir sürü blog ve web sitesi, dinlenecek binlerce saatlik müzik…Sanırım, varlığı ile yokluğu ayırt edilemeyen tek sinema salonuna yılda en fazla bir kez çocuk filmi gelen, bizim için tüm sosyal etkinliği tiyatrosu, korosu ve halkoyunları ile yılsonundaki "müsamere" olan, yaz tatillerinde günlerin bitmek bilmeksizin uzayıp gittiği bir taşra kentinde okul açıldığında konan, "sınıf kütüphanesindeki tüm kitapları bitirme" hedefi çok daha ulaşılabilirdi. Evet, en azından birkaç kez bunu başarmıştım…

    Beğen

  5. >Çok garip tesadüf. Geçen hafta aynı soruyu düşündüm durdum. Sadece bir iki satırcık bile olsa neden kitap okumadan uykuya dalamıyorum diye? Sonra cumartesi gecesi Kiki (kızım) kanepede elinde kitap uyuya kalmış. Gidip dürttüm, hadi kalk yatağına yat. Gözlerini bile açmadan uykuyla uyanıklık arası, dur şimdi kitabın içindeyim macera bitsin kalkıp yatacağım dedi. İşte o zaman anladım neden kitapla uyuduğumu. Ben de sabaha kadar kitabın içinde kalıyor, maceradan maceraya atlıyorum:)

    Beğen

  6. >Başucunda kule…Benimkinde kuleler…Babil kulesi…yakında yıkılacak ve tekrar tekrar kurulacak…Kitap bitleri ile arkadaşlık…kendini kurgulanmış sanan bir insan…Gerçek! yaşamın sanallığına inanan ve hayatı kitapların satır aralarında arayan…sürekli kitap alma dürtüsü zamanımızın dolması ile ilgili sanırım…ölüm orda…burdayken henüz okumak lazım hepsini…korkunun ecele faydası yok…kitap almaya devam…okumak üzere…

    Beğen

  7. >Çok değişik ve güzel geldi. Kelimelerin gücü. Binlerce kitap, çok azını okuyabileceğimiz ve aslında tek bir kitabın parçaları… Daha sonra uzun uzun tekrar yorumlamak isterim bu yazınızı…

    Beğen

  8. >Öylesine çok seviyorum ki kitaplarımı,en az üç dört tanesi başucumda olmalı.Her gece sayfalarına gözatacağımı bildiklerinden aramızda sımsıcak bir bağ var.Benim onlara verdiğim bir çift yürek gözüm onlarınsa bana verdikleri yaşam yolundaki anlar ve düşler dünyası.Her yeni bir kitabın sayfalarını çevirmeye başladığımda ilkokul öğretmenime sonsuz sevgimi yolluyorum, iyi ki sözcükleri okumayı öğretmiş.Okuduğum kitapları düşündükçe yazarlarına da hep yüreğimin tebessümünü yollarım.Bir 'Şeker Portakalı'zaman zaman sayfalarına geri döndüğüm çocukça yüreğimdir.Onbeş yaşımda Gulriz Sururi'nin 'Kıldan İnce Kılınçtan Keskince'kitabı otobiyografileri sevmeme nedendir.Kitaplar deyince yazılası okadar çok şey var ki,iyi ki okuyabilme şansına sahibim iyi ki yüreğini kalemin ucundan bize sunan yazarlar(larımız) var.Sevgiyle kalın…

    Beğen

  9. >okuduğun ,yazdığın herşeyi hatırladığını düşün.hepsini aynı anda hatırladığını.bir daha okuyabilir misin ? yazabilir misin? tekrar acıkmasan bir daha yemek yiyebilir misin?

    Beğen

  10. >yazıda geçen tek kitap adı "Don Kişot".okuduğu kitapları gerçek sanıp , yaşayan adam.okurluğun en üst seviyesi.okumada kendini kaybediş aşaması.gerisi yalan.

    Beğen

  11. >Sanıyorum kitap okuyandan çok okumayan sardığı için etrafı, başucunda biriktirdiklerini okuyamayanlar ya da okuduklarını unutacak kadar kendini kitaba sunamayanlar hemfikir olur bu yazının fantastik kahramanıyla. İncelikli bir empatiyle yazılmış bu yazı.Bir de bitirmeye kıyamadığımız kitaplar var. Baş ucumuzda güvende olduğundan emin olup duymazlıktan geldiklerimiz.

    Beğen

  12. >Dün gece, ilk e-kitabımı, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul'ü okuyordum. Uyumadan önce okuduğum son öykünüz: Açık Çek. Karakterin kütüphanede ilgisini çeken bir kızın defterinden çaldığı, "Belki de onlar ölü doğan bebekler…" cümlesinden, gece dinlediği radyonun da etkisiyle, düşünce deneyi gibi hayali bir aşk yaşadığı öykü. Rüyamda, öykü bir kütüphane yangınında geçiyor. Gerçekte de olmuş bir olay. O güne tanık olup, böyle bir öykü yazdığınızı bildiğim için o güne gidiyorum. Kütüphaneye fotoğraf makinemi unuttuğum bahanesiyle geri döneceğim, çünkü yangın sırasında ben de bulunmak istiyorum. Kütüphanede bir odada radyoyu dev kulaklıkla dinleyerek uyumaya hazırlanırken buluyorum sizi. Makinemi almaya geldiğimi söylüyorum. Nasıl bir makine olduğunu merak ediyorsunuz, anlatıyorum. Sonra, öyküdeki yangında gerçekten bulunduğunuzu bildiğimi, tüm bunlardan ilham alarak bir öykü yazacağımı söylüyorum. Gerçekle kurguyu karıştırmanın iyi bir fikir olmadığını söylüyorsunuz. Bunun zaten farkında olduğumu, dikkat edeceğimi söylüyorum. Tam bu sırada yan odadan, bebeğe dönüşmüş kardeşimin ağlama sesini duyuyorum. Kucağıma aldığımda öyküdeki bir kelimeyi ilaç adı olarak söylüyor, hemen getirmemi istiyor ve elime kusuyor. Onun deneyimini güçlü bir şekilde hissederek uyandım dün gece yarısı. Kunegord'un yorumunu gördüğümde, buraya yazmak istedim. Çoğu insan rüya gördüğünü bile hatırlayamazken, neden sık sık uyanmak istemeyeceğim kadar ilginç rüyalar gördüğümü merak ediyordum. Sanırım cevabımı buldum.

    Beğen

  13. >okuyamayacağımız sonsuz kitap, izleyemeyeceğimiz sonsuz film, dinleyemeyeceğimiz sonsuz müzik, çekemeyeceğim sonsuz fotoğraf, yazamayacağım sonsuz kelime..bunları düşündükçe çıkışsızlık hissiyle birlikte boğazıma düğümleniyor hayat..

    Beğen

  14. >Metniniz yetişememe duygusunu anlatıyor gibi geldi bana. Pek çok yorum da öyle olduğunu doğruluyor.'Öncesiz ve sonrasız bir akıştan ibaret o metnin bir yerindeyim' dediniz tamam da neden yanılsamayı eklediniz? Herhalde düşündürmek için (belki de yanılıyorum). Okurken de yazarken de kendimi akışın içinde bulduğumda yalnız olmadığım duygusuna kapılıp kısmen mutlu olabiliyorum. Karakterler istediği kadar yabancı olsun! Birilerine ya da tek kişiye hitap ederek yazdığınız denemeler, öyküler, romanlar gerçek etkilerini o 'sözün ulaştırılması istenen' insanlardan alıyorlar. Sizin edebiyatınızın (bence) etkisi burada başlıyor. Sesleniyorsunuz! Şu sağır edici gürültüde bireyin sesini duyurmaya çalışıyorsunuz. Kendi açımdan hiç yatmadan önce, yatakta kitap okuyamadım diyebilirim. Çocukken masa başında okurdum. Şimdilerde hiç değilse koltukta oturarak okuyabiliyorum. Rüyalarımı hiç hatırlamıyorum. Buna çok üzüldüğümü söyleyebilirim. Mutlaka bir eksiklik. Ama psikiatrik açıdan iyi uyku buymuş. Neyse, göremediğim rüyaları yazmaya çalışarak idare ediyorum. Acele etmemeyi, biriktirerek yaşamak gerektiğini Japonlardan öğrendim. Bir söz var, kim söylemiş, unuttum: 'Kültür, her şey unutulduktan sonra akılda kalanlardır.' Kelime hazinemiz gelişiyor, düşüncemiz genişliyorsa belleğimizi sağlam saklayacağımız süre artıyor demektir. Zamanın sonsuzluğunda insan hayatı nedir ki? Yapabildiğimiz kadar yapacağız sonra da göçüp gideceğiz. Ölümsüzlüğe erişsek bile bundan haberimiz olmayacak. Düşündürdüğünüz için teşekkürler.

    Beğen

  15. >Uykuya dalmadan önceki sığınma ihtiyacına takıldı zihnim…ve kitaplara sığınmak, okumak, başka dünyalarda gezinmek uyumadan önce. Bu alışkanlığı bir sebepten değiştirmeye çalıştım bir süre önce, ve uyumadan önce okumamaya çalıştım. Onun yerine nefesimi, vücudumu dinledim; yere yattım sırtımı, zihnimi dinlendirdim. Dinlerken ortaya çıkan endişelere, hüzünlere, kaygılara, sevinçlere sığındım. Zordu bunu yapabilmek ama devam ettim. İyi de geldi. Sonra baktım ki yavaştan yine okumaya başladım uyku öncesinde. Önce bir iki sayfa derken sonra bir iki kitabın sayfaları…enteresan bir çekimi var kitapların, seslerin uyku öncesi vakitte…

    Beğen

  16. >"Nasıl olsa unutuyoruz." u, ben; "İyi ki unutuyoruz." gibi algıladım nedense. Yeni yılın ilk haftasında, geçtiğimiz yılda hangi kitapları okuduğumu, hangilerine daha hiç başlayamadığımı, hangilerinin yarım kaldığına baktım. Üzücü bir şey gördüm, ürkütücü bir "hiç başlanmamış"ların yanında, hatırı sayılır bir "yarım kalmışlar" (okuması süren demek daha doğru belki de)ve onların yanında minicik "biten"…Bazı günler oturup bunu düşünürüm. Umutsuzluğun kıyısından, "okuyamasam da, hepsine yetişemesem de, onlar yanı başımdalar, onların içlerine her an dalabilirim" duygusu ile sıyrılıyorum.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s