Film Koptu, Yiten Bir Dostun Ardından

>

2003 yılında aramızdan ayrılmış olan çok değerli yazar arkadaşımız Yücel Balku’nun ardından tüm yazdıklarını bir araya getirdiğimiz bir kitap yayımlandı. Tayfanın Seyir Defteri, Bitmemiş Külliyat: Yücel Balku adını taşıyan bu kitap bugünlerde kitapçı raflarında bulunmuyor sanırım. Umarım yayıncısı yeni baskılarını yapar ya da bir başka yayınevi Yücel Balku’nun eserlerini yeniden yayınlar. Bu kitap için biz Hayalet Gemi‘deki dostları da yazdık, aşağıdaki de benim yazım. Ama önce Yücel’den bir alıntı yapmak istiyorum. Tayfanın Seyir Defteri bir babanın kızlarına yazabileceği en güzel mektupla başlıyor, buraya sadece Eylül’e yazdığı bir kısmını alıntılıyorum:

Eylül, kızım, ben doğumhaneden çıkan çocuğun kız olmasına sevinen adamları daima sevdim; onların kız çocuk arzulamakla eşlerine/sevgililerine duydukları sevgiyi kutsadıklarını düşündüm. Ben de sende ve ablanda anneni çoğalttım yavrum. Asılla suret arasındaki birebirliğin asıl ve asıl arasında mümkün olamayacağını bile bile. Bildim ki, siz, ben ve annenizden bir parçaysanız, biz değil kendiniz olacaksınız. Çelişik gibi görünse de böylelikle bize benzeyeceksiniz. Çünkü anneni ve kendimi birkaç kelimeyle özetleyecek olsam şunları söylerim size: zekâ, inat ve başına buyrukluk. Sana Eylül gibi sonbaharın tüm hüzünlerini ve sancılarını kuşanmaya hazır ve üstüne her mevsim hazan yaprakları düşen bir ad vermekle hata mı ettik, bilemiyorum. Ben sadece adının bile sana özgü olmasını arzu ettim. Hüzne ve acıya uzak duramazsın; ama en azından her insanın olduğu kadar yakın olmanı dilerim bu duygulara, daha fazla değil.

Film Koptu
Murat Gülsoy

Meridyenlerin paralellerle çakıştığı her noktada çarmıha geril­dim. Basit, aptalca birkaç harita üstünde, onlar yüzünden. Birinci haritanın tam ortasında bir damla ter izi var. Çizerken düşmüş ol­malı. Üstünde ”Kûh-ı Ruhban” yazdığına göre ter damlasının kâğı­dın üstünde yeşil bir akıntı yaratması boşuna değil: zordu yaz orta­sında tepeden tırnağa tere batmış bir halde…

Yarım kalmış bir cümle. Bir öykünün ya da bir romanın girişi olabilecek bu paragrafın devamını merak edenler Yücel Balku’nun Sükût Ayyuka Çıkar adlı kitabını bulup okuyabilirler. An­cak bazı metinler yarım kalır. Oğuz Atay’ın Eylembilim‘i, Tanpınar’ın Aydaki Kadın’ı gibi kimi yapıtlar yazarlarının ömürleri yet­mediği için yarım kalmışlardır. Bu yazarların ne düşlediğini me­rak edenler için bu yarım kalmış metinler ayrı bir anlam taşır. Yazarın ölümü, insanın ölümlü olduğu gerçeğini çok farklı bir düz­lemde simgeler. Her ölüm geride tamamlanmamış bir hayat bıra­kır. Ödenmemiş faturalar, bitirilmemiş işler, henüz gidilmemiş randevular, gerçekleştirilememiş hayaller… Tüm bu yarım kalan şeyler geride kalan yaşayanlar tarafından hüzünle tamamlanır ya da zamanın unutturucu gücüne teslim edilir. Ancak yazarın ölü­mü farklıdır. Geride yarım kalmış yapıtlar, henüz yazılmamış ki­taplar bırakır. Yücel Balku’dan da geriye iki adet tamamlanmış kitap kaldı. Birincisiyle İnkılâp 2000 Öykü Ödülü‘nü aldığı Sükût Ayyuka Çıkar ve yayımlanmak üzere olan bir başka öykü kita­bı… Tabiî defterlerini, notlarını, çevirilerini, denemelerini de ek­lemek gerekli geride kalanlar listesine. Yazarın geride bıraktıklarının listesi ne kadar kalabalık olursa olsun mutlaka henüz yaz­madıklarından oluşan bir olasılıklar dizisi de vardır. Hele ölen ya­zar Yücel Balku gibi otuz dört yaşındaysa…
Yıl 1996. Hayalet Gemi‘nin dördüncü yılı. Türlü badireler atlat­tıktan sonra 30. seferinin hazırlıklarını yaptığımız günler… Önü­müzdeki seferin hedef limanı “merdiven”. Henüz elektronik posta yaygınlaşmamış olduğu için kiraladığımız posta kutusunu sık sık kontrol ediyorum. Her seferinde bize ulaşan çeşitli büyüklükler­de ve renklerde zarfları evde heyecanla açıyorum. Mektupları ve yayımlanması için gönderilmiş metinleri sınıflandırıp okuyorum. Ardından toplantıda arkadaşlarla bir kez daha okuyup derginin son şeklini belirliyoruz. Bu gelen mektuplar, bir başka deyişle “dı­şarıdan” gelen yazılar Hayalet Gemi’nin yaşamasını sağlayan en önemli kaynaktı bizim için. En korktuğumuz şey, kendi içine ka­panmış, kapalı devre bir yayın haline dönüşmesiydi Hayalet Gemi‘nin. Bunu engellemenin tek yolu, dikkatli bir yazı kurulunun gelen tüm yazıları değerlendirip “Gemi”ye yeni tayfalar devşirmesiydi. Okuyucular / yeni tayfa adayları Hayalet Gemi‘de kendile­rine yer olduğunu hemen anlamış, katkıda bulunmak için kol­ları sıvamışlardı. 1992’de bir elin parmakları sayısınca arkadaşın çıkarmaya başladıkları dergiye dört yıl sonra işte onlarca mek­tup, öykü, deneme ve çeviri geliyordu. Ankara’dan, İzmir’den, Bursa’dan, Eskişehir’den… Zarfların damgaları, hangi postaneden yollandıkları, nasıl kâğıtlara yazıldıkları gibi ayrıntıları incelemek ayrı bir heyecandı: Hayalet Gemi‘nin rotasının nerelerden geçti­ğini anlamaya çalışıyorduk.
O günü dün gibi hatırlıyorum. Büyük sarı bir zarftı. Pulun üze­rindeki damgada Iğdır yazıyordu. Şaşkınlıkla açtığım zarfın için­den çıkan “Teşekkürler Sevgilim” adlı öyküyü büyük bir zevkle okumuştum. Zarfın içinden sadece bu öykü çıkmıştı. Ne bir mektup ne de “yayımlanması dileğiyle” gibi bir not. İmza: Balku. Uzun uzun düşünmüştüm, Balku nedir diye: Bir kısaltma mı, yazdıkları­nı okutmaktan çekinen bir gencin seçmiş olduğu bir mahlas mı, bilmediğim bir sözcük mü? Bu soruları bir tarafa bırakıp Iğdır’dan gelen bu esrarengiz hikâyeyi hemen yayımlamaya karar verdik. Yayımladık da. Balku imzasıyla… Çünkü yayın kurulumuz için önem­li olan bize ulaşan metindi. Kimin yazdığının ne önemi vardı ki…
Yücel Balku’nun Hayalet Gemi‘yle macerası işte böyle başla­dı. Hayalet Gemi‘nin yolculuğuna son verdiği 2002 yılına dek hep Balku imzasıyla birbirinden ilgine öyküler yayımladı Yücel.
İlk öyküsü yayımlandıktan sonra bir mektup daha geldi Yücel Balku’dan. A4 kâğıtlara enlemesine, kalın kesik uçlu bir dolma­kalemle yazılmış mektubun bu sefer imzası da tamamdı. Öncelik­le teşekkür ediyordu öyküsünü yayımladığımız için. Zaman za­man gözüne ilişen bu dergiyi, sadece kendi üretimlerine yer ve­ren kişilerce yayımlanan, marjinal, hatta “underground” sandığı için onca yıl satın almadığını ama en sonunda 29. sayısını (ki o se­fer ‘rastlantı’ limanına yelken açmıştık, tuhaf şey) kitapçıda gö­rünce bu kadar sayı çıkmış bir dergi her ne yayımlıyorsa bir kez olsun şans vermeli diye alıp okuduğunu yazıyordu mektubunda. Dergiyi okuduğunda, öykülerinin bu sayfalarda hiç de yabancılık çekmeden yaşayabileceğini anlayıp postaya vermişti ilk öyküsü­nü. Bir süre daha mektuplarla devam eden ilişkimiz onun bir İs­tanbul ziyaretinde buluşmamızla artık bir arkadaşlığa evrilmeye başlamıştı. Adam Kitabevi’nin kafeteryasında buluşmuştuk. Er­gun Kocabıyık, Mehmet Açar, ben ve Yücel. Bu birbirinden fark­lı çizgideki dört yazar adayı binlerce kitabın ortasında oturup sa­atlerce konuşmuş, birbirinin edebiyatını anlamaya çalışmıştı. Türk ve dünya edebiyatını benzer bir duyarlılıkla izlediğimizi fark etmiş, Hayalet Gemi‘nin bizi buluşturmasından mutluluk duymuştuk. Anlattıklarını dinlerken iyice emin olmuştuk; Yücel Balku sıkı bir edebiyatçıydı.
Daha önce de söylediğim gibi, Hayalet Gemi Yücel Balkıı’yu da mürettebatına katarak yoluna bir süre daha devam etti. “Gemi”yi yüzdürenler yıllar içinde kendi kitaplarını yayımladılar, birer birer karaya çıktılar. Dergiciliğin sıkıntılarını çektiler. Kimi zaman başka işlerde çalışarak kazandıkları paralarla kendi der­gilerini çıkarıp yaşatmaya çalışan eski edebiyatçılar gibi…
Yücel Balku, 2000 yılında bize hoş bir sürpriz yaptı. Öykü dos­yasını İnkılap Kitabevi’nin yarışmasına göndermiş ve kazanmıştı. Bizleri ödül törenine davet etti. TÜYAP Kitap Fuarı’nda bir çoğu­muz törende hazır bulunduk. Göğsümüzü kabartıp Yücel’le övün­dük. Sadece biz, Hayalet Gemi‘nin tayfaları ve yolcuları değildi Yücel Balku’nun edebiyatını takdir eden. O gerçekten de sıkı bir yazı adamıydı.
Ayrı şehirlerde yaşadığımız için bir araya geldiğimiz değerli zaman kesitlerinde hep gelecekte yazacaklarımızdan söz eder­dik. 2001 yılındaki TÜYAP Kitap Fuarı’nda Hayalet Gemi‘nin iki metrekarelik küçük standında konuştuklarımızı hatırlıyorum: Bir romandan söz etmişti. Yedi rakamının simgesel anlamları üzerine kurmaya çalıştığı gizemli bir hikâyesi vardı romanın. Bu roman üzerinde ne kadar çalışmıştı, notları duruyor mu, şimdi bilmiyorum. Belki acılı ailesinin evinde birtakım defterlerin için­de gün ışığına çıkmayı bekliyordur. Hatta belki de bana da anlatmadığı başka roman / öykü taslakları vardı. Yazıyla ilgilenenler bilirler, insan kimi zaman “aklındaki hikâyeyi birine anlatırsa, il­ham meleği küser ve o hikâyeyi asla yazamaz” diye bir korku du­yar ve en yakınlarına bile anlatmaz yazmayı hayal ettiği yapıtları. Bilemiyorum.
2002 yılına girdiğimizde Hayalet Gemi ülkenin içinde bulundu­ğu ekonomik krizlerden çok büyük zararlar görmüştü. Derginin okurları desteklerini hiç esirgememişlerdi, ama kitapçılardan tah­silat yapmak neredeyse imkânsız hale gelmişti. Uzun vadeli veya karşılıksız çıkan çekler, her sayı zamlanan kâğıt ve matbaa gider­leri, kesintiye uğrayan reklam gelirleri… Onuncu yılın içindeydik ve artık yolun sonu görünmüştü. Bir veda sayısı ile Hayalet Gemi‘yi kapatmaya karar verdik. Çok sıkıntılı bir dönemdi. Hayalet Gemi‘nin kadim dostlarına durumu bildiren ve onlardan birer ve­da yazısı isteyen kısa mukluplar yazmakla meşguldüm. Aşağıda Yücel’e yazdığım kısa notu ve onun cevabını okuyacaksınız:

Subject : kara haber

Date      : Friday, Aııgust 16, 2002 7:07 PM

From    : Murat Gulsoy gulsoy@boun.edu.tr

To         : Yücel BALKU 

Yücelcim,

Veda / son yazısı önemli. Lütfen ihmal etme. Tarihi bir sayı bu. İl­lüzyon’a denk gelmesi de ilginç oldu. 10. yıl ve bir yanılsamanın bi­tişi. Yücelcim yeni ve başka projeler kafamda dönüp duruyor me­rak etme. HG’de oluşan sinerjinin dağılmasına göz yummak müm­kün değil.

Pazartesiye kadar bekliyorum.

Murat

Subject : Re; kara haber

Date      : Fri, 16 Aug 2002 12:05:53 -0700

From    : Murat Gulsoy

To         : Yücel BALKU

Sevgili Dostum,

Bir veda yazısı yazamayacağım. Elimden gelmez. Çok üzgünüm. Sizlerle konuşmayı çok özledim, kaç zamandır telefon etmek geçi­yor içimden, ama kaçınılmaz olarak bu konuyu da konuşacağız di­ye arayamıyorum, resmen kendimi atlatıyorum. Bir türlü kabullene­miyorum olup biteni. Anlamak ve kabullenmek çok ayrı şeylermiş meğer. Bu kararı; ekonomik gerekçeleri, her şeyi anlıyorum, ama kabullenemedim henüz. […]

Siz okyanusa açılırken ben yoktum yanınızda. Beni bir limandan aldınız, sonrasında birçok limana beraberce yanaştık. Şimdi size, beni o aldığınız limana geri götürün dostlarım desem, bana kızar mısınız? Çocukluk elbette, geri dönmenin imkânı da yok, anlamı da. Çok yol katedildi. Türk edebiyatına ve dergiciliğine benzersiz bir katkıda bulundunuz. Benimkisi çocukça bir tepki. Hani sinemadasındır, çok sürükleyici bir filme kaptırmışsındır kendini, sak diye kopar film. Tepki klasiktir: “Makinist!” Ben de “Arkadaşlar!” diyo­rum aynı tonda, tam da keyifli yerinde koptu film.

HG konusunda duygusallığımı en iyi sen anlarsın sanıyorum. HG bana kendimi ve sizleri kazandırdı. Onun bir parçası olmaktan hep gurur duydum. Öte yandan, duygusallığımdan biraz o ismi sıyrılabildiğimde anlıyorum ki, karamsar olmanın âlemi yok, HG’nin yazar kadrosu dergi kapanıyor diye memleket edebiyatının sınırları dışına çıkmıyor ya, onlar bir şekilde tayfalık bilinci ile yaşamak zorundalar zaten, yine güzel şeyler yazacaklar, farklı, özgün ve özgür olmayı zorlayacaklar ve kimbilir belki yeni gemiler inşa edecekler birlikte.

İşte o yeni gemi bir şekilde vücut bulursa hangi limanda beklediğimi biliyorsunuz artık.

Sevgilerimle.

Yücel

Evet, yine de moral vermeye çalışan, umut dolu bir mektup yazmıştı Yücel. Tam da keyifli yerinde koptu film, diyordu. Oysa yaklaşık bir yıl sonra Yücel’in filmi, en olmayacak yerinden kop­tu. Yaşayacak ve yazacak onca şeyi olan Yücel Balku aramızdan ayrılarak bizi yalnız bıraktı. Yokluğunu biz dostları, okurları ve hatta gelecekteki okurları hep hissedeceğiz.
Ve bu satırları yazarken her şeyin, hayatın bu kadar çabuk ta­rihe dönüşmesine hayret ediyorum.
Aıtık ne Hayalet Gemi var, ne Yücel Balku…
Her ikisi de belleklerimizde, geçmişin gittikçe azalan ışığı al­tında hatırlanacakları anları bekliyorlar. Geçmiş, hatırlandıkça var olan bir parçamız.



PS: Yazıda adı geçen Hayalet Gemi dergisinin tüm sayılarına http://www.hayaletgemi.com adresinden erişebilir, Yücel’in öykülerini okuyabilirsiniz.

Reklamlar

2 comments

  1. >Sayın Gülsoy,Yücel Balku'nun ardından onun anısına hazırladığınız kitap için teşekkürler. Yücel Balku'yu eşini ve çocuklarını bir Bursa seyahatinde tanıdım. Bir günlük bir birliktelikten pek çok anıyla ayrıldım. Erken gidişlerin acıtanlarından biriydi Balku'nun ölümü. Siz ve kitaba emeği geçenler anıları çoğaltıp acıları azaltanlarsınız. Bir kez daha teşekkürler.

    Beğen

  2. >Bir arkadaşımdan almıştın Balku'nun ölüm haberini telefonda. Sabah okula gidiyordum, önce kötü bir şaka sanmış, inanmamıştım. Okula gidip arkadaşımla yüzyüze konuşunca inanabilmiştim ancak. Bir yakınımızı kaybetmiş gibi üzülmüştük. Aramızda bunu konuşurken tuhaf bir duyguya kapıldığımı hatırlıyorum. Yazabileceklerinden artık mahrum kalacağımızı düşünmüşütüm, bu biraz bencilce duygunun bir insanın hayata veda etmesi karşısındaki üzüntünün önüne geçmesinden rahatsızlık duymuştum. Ama Balku'nun bitmemiş külliyatı ile yetinmek böyle bir duygu yaratmıştı.Hani diyorsunuz ya "Sevdiğim kitaplar bende yazma isteği uyandırır", benim için de öyle bir yazardı Balku. Üniversitede, birkaç sayıda Hayalet Gemi'nin de tayfası olmuş arkadaşlarımla birlikte biz de kendi dergi maceramızın meşakkatli yollarına düştüğümüzde başucu kitabımdı Sükut Ayyuka Çıkar. Dergimizin ömrü 7 sayı olabildi, benim yazıyla arama uzun zaman ve mesafe girdi sonrasında. Ama zaman zaman içimde yazmakla ilgili birşey kıpırdandığında hala, elim gider Balku'nun kitabına. Kağıda bir şeyler dökemesem de okumak iyi gelir hep, dindirir bu çıkışsızlığımı. Kütüphanemden "Tayfanın Seyir Defteri"'ni aldım biraz önce. Bugün belki de "Yedi Güzel" ile ilgili notlarına bakmak tekrar ve nasıl bir roman ortaya çıkabileceğini hayal etmeye çalışmak lazım. Başka bir şey gelmiyor elden…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s