Mad Men’de Sonsuzluğa Düşüş

>

Mad Men son yıllarda çekilmiş en ilginç televizyon dizilerinden biri. Altmışlı yıllarda NewYork’ta bir grup reklamcının başından geçenleri konu alan dizinin ciddi bir izleyici kitlesi var. Bu da tıpkı LOST gibi belirli bir alt kültür oluşturan dizilerden. Karakterlerin iç dünyalarındaki çelişkileri vermekteki gerçekçiliği, zengin hikayelerin kurguları, alışıldık dizi kalıplarının dışında farklı anlatım biçimlerinin denenmesi, bir dönem filmi olmasının gereklerini müthiş bir sanat yönetimi ile yerine getirmesi Mad Men‘i özel bir yere koyuyor izleyicilerinin gözünde. Ayrıca bir özelliği daha var Mad Men‘in. Sağlıklı yaşamın neredeyse tek amaç haline geldiği içinde yaşadığımız ikibinli yıllarda kendimize yasakladığımız ne varsa o günlerin insanları şuursuzca sonuna kadar yaşıyorlar: Herkes hiç durmadan (hamileler bile) sigara içiyor, hemen her saat sıkı içki tüketiliyor, yağlı ve ağır yiyecekler özellikle tercih ediliyor, günübirlik cinsel ilişkiler yine sınırsızca yaşanıyor. Anne-babalar çocuklarına sinirlendiklerinde tokadı patlatıveriyorlar. Tüm bunlar günümüz sağlıklı yaşam kültünün etkisindeki bizler için çılgınlıklar lunaparkı gibi. Ama bunlarla da sınırlı değil Mad Men‘in dünyası: Cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, her türden ayrımcılığın doludizgin yaşandığı maço bir ortam söz konusu. Ama tüm bunlar çok ince bir çizgide yansıtılıyor. Bu değerler içinde akıp giden hayatın tam da bu nedenlerle insanları nasıl mutsuz ettiğini hikaye ediyor. Yoksa bunların yüceltilmesi söz konusu değil.Severek izlediğim Mad Men’den burada söz etmemin nedeni

… dördüncü sezondaki bölümlerden birinde yer alan bir sahne. Dizinin ana karakteri reklam dahisi Don Draper’in küçük kızı Sally ile arkadaşı Glen arasında ölümden sonrasıyla ilgili bir diyalog geçer. (Diyaloglu sahneyi izlemek için: http://m.jezebel.com/5661350/mad-men-an-after-image)

Sally cennete inanmadığını söyleyince arkadaşı Glen sorar: “Peki ölünce ne oluyor? Hiç bir şey mi?” Sally ise bunu önemsemez, onu rahatsız edenini sonsuzluk düşüncesi olduğunu anlatır. Tıpkı Land O’ Lakes yağının paketinin üzerindeki resimde olduğu gibi der Sally; resimde bir kızılderili kız elinde bir paket Land O’ Lakes tutmaktadır, tabii o küçük paketin üzerinde de aynı resim vardır ve o resmin içindeki kızılderili kız da yine bir paket tutmaktadır yani bu resim bir sonsuzluğa düşüş hissi verir. Bu histen rahatsız olduğunu söyler Sally. Bu 602. Gece’yle ilgili yazısında Borges’in sözünü ettiği etkidir. Çocukluğunda görmüş olduğu bir büsküvi kutusunun üzerinde oluşan bu sonsuzluğa düşme (mise en abyme) etkisinden yola çıkarak sonsuzluk fikrini ve yazının içinde oluşan imkansızlıkları o kendine has üslubuyla tatlı bir gizem yaratarak anlatır Borges. Bin Bir Gece Masallarının 602. Gecesinde masalın kendini anlatmaya başlamasıyla oluşan sonsuz döngüyü örneklediği bu yazının peşine düşen okur (yani ben) o geceyi hiçbir versiyonunda bulamayacaktır o dev eserin.
Mad Men’de bu sahne tek başına bir gönderme olarak yer almıyor aslında. Çünkü o bölümde Don Draper çok sıkışık bir zamanında, Lucky Strike gibi önemli bir müşterilerini kaybettikten sonra ne yapacağını düşünürken bir arkadaşından satın aldığı after image (yani bir süre baktıktan sonra gözünü kapatınca retina üzerinde kısa süreliğine yaşayan o art imge)  yaratan resme bakar. Çözümü de bulur; gazeteye tam sayfa ilan vererek bir anda sigara karşıtı bir tutum alır. Aslında oyunun kuralını bir anda alt üst eden bu hareket reklam ajansının yeniden oyunun içinde kalması için bir hamledir. Bu oyun kendini sürekli yeniden üreten bir tür sonsuz kurgudur bir başka açıdan bakıldığında.

Zaten dizinin jeneriğinde yer alan animasyon da Don Draper karakterinin reklam panolarıyla kaplı gökdelenler boyunca düşüşünü gösterir. Sanırım bu, bir hikaye kişisi olarak Don Draper’ın düşüşünü anlattığı kadar Amerikan (ve git gide tüm dünya) toplumunun sanal bir dünyanın içine düşüşünün sonsuz yolculuğunu anlatır.
Reklamlar

7 comments

  1. >Yazarın sadece romanlarını, hikayelerini, denemelerini, makalelerini değil, aynı zamanda düşünce izleğini de buradan takip etmek ilginç oluyor.İyi ki varsın 602.gece…

    Beğen

  2. >binbirgece hikayesinde bahsettiğiniz kısımda Hesse'nin Siddharta'sının kaçınılmaz kısır döngüsü geldi aklıma ilk, kısmen aynı mesajı içeren bir anlatım olarak..mise en abyme terimiyle de ilk olarak Poe gothic hikayelerindeki soyut somut doppelgönger i araştırırken split self, dream within a dream kavramıyla birlikte karşılaşmıştım..bu diziye de bu yazıdan ve yekta beyin yazısından sonra başlamayı düşünüyorum.teşekkürler paylaşım için,sevgiler___is all that we see or seembut a dream within a dream?

    Beğen

  3. >@lilith: "602. Gece, kendini fark eden hikaye"nin ilk bölümü bu kavramdan yola çıkarak modern 7 postmodern sanat ve edebiyat üzerine yoğunlaşıyor. İlginizi çekeceğinden eminim.

    Beğen

  4. Bu dizi ve bu tarz,filmlerin.hayatima nostaljik etkisini hiseettim.tipki Gilda gibi..Bu tarz yasamlar zihnimde ideal kalip olmus ve bu trafik bu modern laubali iliskiler,bu kaba muhitlerden depresif olmusum.Bu filmlerin melankoliye etkisini nasil yazabiliriz ,nasil ifade?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s