LOST’un Yaratıcısının Gizemli Kutusu

(Subtitle’a tıklayarak Türkçe altyazıyı seçebilirsiniz)
LOST’un yaratıcısı J.J. Abrams’ın konuşmasının her cümlesinden elbette ilham alınacak çok şey var. Beni etkileyen konuşmasının içeriğinden çok anlatma şekli oldu. Bir stand-up komedyeni gibi esprili, hızlı ve çok kanallıydı. Tek kişilik gösterilerin en zor kısmı bu olsa gerek. İzleyicinin algısını zorlamak ve aynı zamanda anlaşılır olmak. Abrams her hangi bir yaratıcı sanatçı olarak TED Talks’un konuğu olmamıştı ve bunun çok iyi farkındaydı. LOST gibi bir kült dizinin yaratıcısı olarak izleyicinin karşısındaydı. Yıllar boyunca müthiş bir merakla ekran başına dünyanın en dinamik izleyici kitlesini bağlamayı başarmıştı. Bunun sırrı neydi? Bu sorunun cevabını duymak isteyen bir izleyicinin önüne çıkmıştı.
Konuşmanın etkili olmasının temel nedeni dramanın temel yasalarına son derece uygun bir hikaye anlatmış olmasıydı. Hikaye demek, umutları, hayalleri, korkuları, zayıflıkları ve güçlü yanları olan bir karakter demektir çoğu zaman. Abrams da kendini bir karakter olarak yarattı öncelikle. Bu da ilginç bir takıntının itirafı ile mümkün olacaktı: Bir gece önce otel odasında “demonte ettiği” kağıt mendil kutusunu gösterdi izleyiciye. Ortaya çıkan tanıdık nesne sahnedeki “ünlü ve başarılı adam”ı silerek onun bir gece önce otel odasında sıkıntılı ve stresli (belki de bu konuşma yüzünden) saatler geçirmiş bir adam olduğunu  ifade ediyordu. O da bizim gibi biriydi. Hatta kutuları açıp bozan, şeylerin nasıl kurgulandığını merak eden biri. Ardından meraklı bir çocuğun ufkunu açan bir büyükbaba hikayesi ve en sonunda tüm konuşmanın üzerine kurgulanacağı o sihirli kutu. Üzerinde soru işareti olan, yıllar önce bir sihirbazlık dükkanından alınmış ve hiç açılmadan saklanmış bir kutuyu gösteren Abrams tıpkı Shrödinger’in kedisi deneyinde olduğu gibi kutuyu açmadığınız takdirde farklı olasılıkların insanın hayal gücünü kışkırtmaya devam edeceğini söyledi. Üstelik Shrödinger’in düşünce deneyinde olduğu gibi iki değildi olasılıklar, sonsuzdu. Konuşması boyunca sahnenin ortasında duran bu anlatıcının hayatına ait otantik nesne kendiliğinden simgesel bir işarete dönüştü. Bir kara kutu… Konuşmanın farklı bölümlerinde farklı şeyleri simgeleyecek olan bir değişken kara kutu. İçinde ne olduğunu bilmediğimiz ve aslında bunu ne kadar ertelersek o kadar heyecanlancağımız olasılıklar uzayı. Aslında Aristo’dan beri bildiğimiz şeyi tekrar anlatıyor Abrams: Şeylerin potansiyellerinin açığa çıkarılması ve yeni şeylerin icadı. Gizemli nesnelerin sonsuzca çoğaltılması…
Şimdi yeniden düşünmeli, LOST’un finali neden birçoklarını tatmin etmedi? Sanırım çözümün ertelenmesi okurun / izleyicinin hep istediği bir durumdur. Ancak çözümü erteledikçe beklenti de artmakta, final denilen o kavuşma anına yüklenen anlamlar da büyümektedir. LOST’un başına gelen de buydu sanırım. Belki Abrams o yüzden onlarca yıl önce almış olduğu kutuyu hiç açmadı. Önce açmayı ertelemenin olasılıkları çoğalttığını düşündü. Böyleydi de… Ama şimdi biliyor ki artık o kutuyu açmasının hiç bir anlamı yok. Artık içinden çıkacakların hiç biri yetişkin Abrams’ı etkileyemeyecek. Keşke LOST’un kara kutusu da hiç açılmasaydı, finali hiç çekilmeseydi, ancak o zaman fanatik izleyicisi hayalkırıklığı yaşamazdı.
Reklamlar

3 comments

  1. >Gerçektende lost finalinde beklenti çok yüksekti.Buradaki gizemli kutu sizce Orhan Pamuk'un bavuluyla benzer özellikler taşıyor mu? Çok güzel bir paylaşımdı.teşekkürler..Blogumda bugün kızımla yaptığımız pastamızdan bir dilimini tabiki en sevdiğim size de ikram ediyorum:)))

    Beğen

  2. >Ben Lost'un finali yüzünden Abrams'a kızmayan fanatiklerdenim. Ama yine de gizemli kutunun soru işaretlerinden ibaret olduğunu -kendi de esprili bir dille bir dizi örnek verdi- hiç de vurucu olmayan bir finalle bize söyler gibiydi. Bu yüzden bir burukluk hissettim. Her testten sonra insan cevap anahtarına şöyle bir göz atmadan edemez. İşte bunun eksikliğini hissetirmişti. Ama şimdi Fringe'de öyle çok olasılık var ki, gerçekten gizemli kutunun içindekilerin hiçbir önemi kalmıyor. Zevkle ve yeni bir şey öğrenecek olmaktan emin izletiyor Abrams. Zamanlama olarak müthiş bir paylaşımdı Murat Bey, teşekkürler.

    Beğen

  3. >Belki Abrams o yüzden onlarca yıl önce almış olduğu kutuyu hiç açmadı. Önce açmayı ertelemenin olasılıkları çoğalttığını düşündü. Böyleydi de… Ama şimdi biliyor ki artık o kutuyu açmasının hiç bir anlamı yok.Bu kısım, Lost'un finalini de düşününce bana Kavafis'in Ithaca'sını anımsattı:"Always keep Ithaca in your mind.To arrive there is your ultimate goal.But do not hurry the voyage at all.It is better to let it last for many years;and to anchor at the island when you are old,rich with all you have gained on the way,not expecting that Ithaca will offer you riches.Ithaca has given you the beautiful voyage.Without her you would have never set out on the road.She has nothing more to give you.And if you find her poor, Ithaca has not deceived you.Wise as you have become, with so much experience,you must already have understood what Ithacas mean."

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s