Arap’ı Öldürmek: Yabancı

Albert Camus’nün Yabancı’sı birçoklarına göre varoluşçuluğun edebiyattaki en önemli örneklerinden biridir. İnsanın dünya üzerindeki varoluşunun gerçekte özel bir anlamı olmadığını ve bu durumun da başlı başına bir saçmalık (absurdity) olduğunu ifade eden bir roman olduğu söylenir. Ancak bugün romanı farklı gözle yeniden okumanın tam sırası bence.

Yabancı romanından söz edildiğinde akla hemen son derece basit ama etkili olan konusu gelir. Hikaye annenin ölümü ile başlar. Romanın baş kişisi Meursault’un bu haberi almadan önce nasıl bir insan olduğunu bilmeyiz; sadece ölüm haberi ile yeterince sarsılmadığını fark ederiz. Ama bu durumu tam olarak sınayacak durumda da değilizdir aslında. Haber geldikten sonra işinden izin alıp cenazenin bulunduğu huzurevine gider. Sıcak, çok sıcak bir gündür.

Cenazesinin başında bekler. Ancak herkesin dikkatini çekecek denli tepkisizdir. Ne gözyaşı döker ne de üzüntüsünü belli edecek sözler eder. Verilen sütlü kahveyi içer. Sigara tüttürür. Hatta, annesinin son yıllarında herkesin ‘nişanlısı’ diye takıldığı onu çok seven yaşlı bir adam o sıcakta cenazenin peşinden yürüyerek mezarlığa kadar giderken Meursault en ufak bir üzüntü duymaksızın izler olup bitenleri. İçinden hep aynı şeyi tekrarlamaktadır: “Bu benim suçum değil.” Sayfalar ilerledikçe annesini kaybeden bir evladın yaşaması gereken yas sürecini yaşamadığını fark ederiz; bu basit bir durum değildir. Örneğin ertesi gün sevgilisi ile denize gider, yüzer, sinemada komedi filmi izler, hiç bir şey olmamış gibi eğlenir, sevişir… Bir ara sevgilisi ile aralarında bu durumun altını çizecek bir diyalog da geçer: Kadın Meursault’un siyah kravatını fark edince yasta olup olmadığını sorar, annesini kaybettiğini söyler Meursault, kadın ne zaman der, dün cevabını alınca donakalır. Nasıl bir adamdır bu karşısındaki? Ama üzerinde durmaz. Daha sonra kahramanımız bir olaya karışır. Komşusu Raymond’un sadakatinden kuşkulandığı Arap sevgilisine tuzak kurmasında yardımcı olur. Ancak kadının ağabeyleri, “fellahlar” Raymond’u izlemeye başlarlar. Meursault, Raymond ve Meursault’un sevgilisi birlikte deniz kıyısında bir başka arkadaşlarının evine giderler. Kumsalda yürüyüş yaparlarken fellahlarla karşılaşırlar, kavga ederler. Fellahlardan biri Raymond’u bıçakla yaralar. Daha sonra Meursault sahile döner, yanında Raymond’un tabancası vardır. Fellah’ı bir kayanın gölgesinde dinlenirken bulur. Güneş çok sıcaktır. Tıpkı annesinin cenazesindeki gibi çok sıcak. Arap bıçağını gösterir. Meursault dönüp gidecekken silahını ateşler. Bir kez ateşlemekle de kalmaz. Arap ölmüş olmasına rağmen silahını defalarca ateşler. Ardından hapse atılır. Mahkemesi başlar. Romanın son kısmı bu mahkeme sürecinden oluşmaktadır. Savcı Arabı öldürmesi kadar annesinin ölümüne yeterince üzülmemiş olduğu için suçlar Meursault’yu. Tanıklar dinlenir. Bir süre sonra cinayetten çok annesinin ölümüne üzülmemiş oluşunun mahkemesine dönüşür.

Mahkeme sürecinde savcının üzerine gittiği mesele Meursault’un insanlık dışı bir yaratık olduğudur. Annesinin ölümüne kayıtsız olan bir varlık bizden olamaz. Bu argümanı kanıtlamak için uğraşıp dururlar. Romana adını veren Yabancı kavramı bu noktadan kaynaklanmaktadır. Fransızca orijinali L’Étranger ecnebi, denizaşırı, bilinmeyen, dışarlıklı, yabancı, bağlantısız, yaban, yaratık (alien) gibi çok farklı anlamlara gelmektedir. Mahkeme Meursault’un insanlık çemberinin dışına atılması sürecidir. Dolayısıyla yok edilmesi gerekir, idama mahkum olur.

Bu noktadan sonra yeni bir aşamaya geçer roman. Camus’nün tanrıtanımazlık meselesini ortaya koyduğu final bölümünde Meursault hücresine gelen rahiple tartışır. Tanrıtanımazdır. Dolayısıyla pişmanlık ya da teslimiyet gibi kavramlar onu ilgilendirmemektedir. Öleceğine üzülmektedir ama hepsi budur. Nedamet getirmekle kaybedecek vakti yoktur. Ona göre tek gerçek ölümdür. Onun dışındaki her şey anlamsızdır. Rahibi tartaklar. Soğukkanlı değildir. Daha çok öfkeli gibidir. Tanrıtanımazlığı adeta tanrının olmayışına duyduğu bir öfkenin dışavurumu gibidir ki bu nokta Camus için sonraki yıllarda da önemini koruyacaktır. Meursault romanın son satırlarında hücresinin penceresinden “saçma” dünyaya bakarken annesini düşünür; son yıllarında kendisine huzurevinde bir “nişanlı” bulmuş olmasını anlar gibi olur. Roman o sahnede biter.

Camus aynı zamanda Nazi işgaline karşı Fransız Direniş hareketi içinde çok önemli roller oynayan, totaliterizmin her türüne karşı çıkan aktivist bir aydın olduğu için roman farklı biçimlerde okunmuş; Meursault’nun ne hissediyorsa onu söyleyen bir karakter olduğu, dürüstlük timsali bir duruş sergilediği, dünyanın (toplumun) beklentilerinin saçma olduğu şeklinde yorumlar yapılmıştır. Oysa Meursault, arkadaşı Raymond için yalancı tanıklık da yapmış, onun ağzından Arap kıza mektup yazıp tuzağa ortak da olmuştur. Onun için hiç bir şeyin anlamı olmadığı ne kadar doğrudur? Ayrıca romanı tarihsel koşulları içinde okuduğumuzda çok önemli eleştirilmesi gereken hususlar da ortaya çıkar.

1942 yılında yayımlanmış olan romanın yazarı Camus Cezayirli bir Fransızdır. Bilindiği gibi Cezayir 1830’da Fransa tarafından işgal edilmiş ve zaman içinde Fransa’nın bir parçası haline gelmiş, 1962 yılına kadar da bu böyle devam etmiştir. Ancak romanın siyasal ya da sosyal olgularla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak özellikle mahkeme bölümü daha sonra kimi yazarlarca kolonyalist bir söylemi yeniden ürettiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Gerçekte o dönem böyle bir mahkemenin olamayacağını söyleyen eleştirmenlere göre bıçakla bir beyazı yaralamış bir Arap’ı öldürdü diye asla Fransız Cezayir’indeki mahkeme bir beyazı bu şekilde yargılamaz, hatta ölüme mahkum etmez. Yazarın niyeti ne olursa olsun bu şekilde yazılmış olması, yani sanki orada hiç ırk ayrımı yapılmıyormuş gibi yansıtılması Fransız sömürgecisinin yaklaşımını yüceltmekten başka bir şey değildir. Gerçekten de Camus’nün “Akdeniz kültürü” tanımı Arap/Müslüman unsurları görmezden gelen ve Avrupa kültürünü merkeze alan bir yaklaşım içerir. Kaldı ki Cezayir’in bağımsızlık mücadelesine hep mesafeli kalmıştır; bu konudaki pasifliğini savunmak için “Annem halen orada yaşıyor, onun için endişeleniyorum” demesi de romanla ilginç bir kesişim yapmaktadır.

İkinci eleştirilmesi gereken husus Camus’nün tanrıtanımazlık yorumudur. Romanda kahramanın tanrıtanımazlığı varoluşçulukla ilişkilendirilen saçmalık fikrinin temelini oluşturmaktadır: Eğer Tanrı yoksa her şey saçmadır, insanın yapıp ettikleri arasında bir fark yoktur. Camus romanda bunu tanrıtanımaz bir yazar tavrıyla söylemekte ancak metin sonuçta bizi farklı bir yere taşımaktadır. Romanın final sahnesi olan rahiple tartışma sırasında öyle bir noktaya getirir ki okuru, eğer Meursault tanrıtanımaz bir adam olmasa bu cinayeti de işlemiş olmayacaktı diye bir çıkarımda bulunması kaçınılmaz olur. Bunun ne kadar gerici bir mesaj olduğu da aşikardır. Gerçekten de Camus sonraki yıllarda yazılarında dini inancın olmayışının bir kurtuluş ve anlam özlemi yarattığını belirtmiştir. Bu da Meursault’un rahiple tartışırken içinden yükselen öfkesini açıklamaktadır. Biraz daha zorlarsak İsa’nın çarmıhta “Baba beni neden terk ettin” diye sormasına yakın bir duygu durumu bulabiliriz. Tanrı’nın yokluğu dünyada anlamı yok eder demek aslında İsa’nın yakarışının modern bir yinelemesindir.

Ben romanı farklı bir açıdan okudum: Camus’nün Yabancı’sıdaki temel mesele kişinin dünya/toplum karşısındaki varoluşu değil anneye duyulan karmaşık duyguların çözümlenememesidir. Meursault annesinin ölümünü haber aldığı an bir suçluluk duygusuna kapılır. Sürekli bu duyguyla mücadele eder. Kayıtsızlığının ardında suçluluktan kurtulma mücadelesi vardır. Başkalarının da onu suçlayacağı endişesi tam tersi davranışlara sürükler onu. Özellikle bu şekilde davranmaktadır. Annesini toprağa verir vermez sevgilisi ile denize gidip hiç bir şey olmamış gibi eğlenmesi gerçekten de bu ölümü yok sayma çabası olarak okunabilir. Ayrıca annesi huzurevinde yaşlı bir kadın olarak ölmesine rağmen, cenazenin peşi sıra yürüyen bir “nişanlısı” olan yani arzulanan bir kadındır aynı zamanda. Annenin ölümünün yarattığı suçluluk duygusu ve dile gelemeyen dehşet kadınları umursamazlık olarak devam eder; Marie ile iyi zaman geçirir, onunla birlikte olmaktan zevk alır ama onun varlığına kayıtsız kalır. Raymond’un Arap kızı dövmesi karşısında kızı değil Raymond’u tutar, onu kurtarmak için yalan söyler. Bu sadece beyaz adam dayanışması değildir. Ardından hiç gereği yokken bir Arap’ı öldürür. Bu arada roman boyunca tüm beyazların adları söyleniyor olmasına rağmen Arap’ın adı yoktur. Ama daha önemlisi kendini savunmanın çok ötesine geçtiğinin bir kanıtı olarak üst üste ateş eder. Bunun nedeni romanda belli değildir. Meursault da neden böyle davrandığını bilmez. Önem de vermez. Çünkü Meursault asıl amacına ulaşmıştır, artık mahkemenin/toplumun onu yargılaması için gerçek bir suça sahiptir. Böylelikle yargılanmaya başlar, tam da içten içe istediği gibi annesinin ölümü nedeniyle sorgulanır. Kafka’nın nedensiz Dava’sının psikanalitik tekrarı gibidir bu dava. Ama tabii tüm bunlar adı olmayan Arap’ı öldürerek yapıldığı için romanın analizini çok daha karmaşık hale getirmektedir. Romanın varoluşcu okumalarında yabancı Meursault’dur. Oysa bence adı olmayan Arap’tır yabancı olan, yaban olan. Çünkü Meursault’un ateş ettiği bir insan değil, kendi içindeki arzudur. Anneye duyulan arzudur. Bunun dehşeti ile üst üste ateş eder. Ölen insan için bir kez bile üzülmemiş olması da bununla açıklanabilir. Dolayısıyla bu şekilde yargılanması da anlam kazanmış olur.

Yabancı farklı okuma biçimleriyle yorumlanabilecek kült bir eser. Hikayenin hem tarihsel / toplumsal hem de psikolojik şartların bir işlevi olduğunu anlatması bakımından unutulmayacak bir modern klasik olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır.

Yabancı, Albert Camus, Can Yayınları.

Sinema Uyarlaması için:

Reklamlar

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s