Baba Oğul ve Kutsal Çatışma: Büyük Balık

One comment

  1. Kitap, başucumda duran yığının arasında kaybolmuştu. Yorumlarınızı dinleyene kadar. Sonrası keyifli bir okuma oldu. Edward Bloom, uzun yolculuklardan oğluna tatlı kelimeler getiriyordu hep. Bir masal kahramanıydı, tümgüçlü bir erkek, herkesin sevgilisi… Küçük bir çocuğun rekabet etmeye yeltenemeyeceği biri. Belki bu yüzden kelimelerle örülmüş babasını, yine onun kelimeleri ile sökmek istedi. Geçmişi babasının sözüyle yeniden kurmak.
    Evet, bir baba oğul meselesi. Edward efsanevi ve yenilmez bir babaydı. Ama başka bir açıdan da uzakta, ulaşılamayan, kayıp bir figür. Babasının kısa bir süre sonra yine gideceğini bilerek, onun pırıltılı hayatını ve maceralarını dinlerken bir oğul ya da bir çocuk diyelim, ne düşünür? Belki annesi ve kendisi tercih edilmeyen duraklar gibidir. Onlar, bu maceralar kadar çekici değildirler baba için. Yeterli değildir pırıltıları. Baba, sevgi ve ilgiyi ancak büyük olaylar ile elde etmektedir. Sıradanlık doyurmaz. Sıradışı bir hayattır sevginin ve hayranlığın kaynağı. Yani sadece bir oğul olmak yetmez belki. Ve çocuk, sadece bir baba görmek ister. Tüm pırıltıların ardındakini. Babanın hayatta kalma yolu ise, bunları saklamaktan geçer. Sanki yazar da göstermek istemez. Boşluğu. Kelimelerle, gerçekten çok hoş hikayelerle, masalsı olaylarla doldurur, doyurur. Babası, bu sefer son kez ayrılırken, oğulun yapabileceği tek şey de budur belki. Ve baba büyük bir balığa dönüşür. Başka nasıl olabilirdi ki. Gerçek ve zedelenebilir bir insana çeviremediği için, öldüremez de babasını hikayesinde. Çok anlamlı bir sondur bu.
    Bu benim duyduğum hikaye. Bu yüzden mi bilmiyorum, Edward Bloom’un rüyası bana Odysseia destanının ilk bölümünü çağrıştırdı. Odysseus yedi senedir Kalypso’nun adasında tutukludur ve karısı ile evlenmek isteyenler, Odysseus’un evinin etrafında yıllardır beklemekte, bütün mallarını yağmalamakta, huzur vermemektedirler. Sonunda tanrılar onu kurtarma kararı verirler ve oğluna haber uçururlar. Oğlu, taliplerden gitmelerini ister. Destanda beklenen Odysseus’un ölümüdür, rüyada ise tersi. İyi haberlere sevinilir ama bir taraftan da beklenen şey yas tutmaktır aslında. Başka bir ifadeyle ölüm. Zaten rüyanın çeşitli yollarla asıl malzemeyi bozduğu, tersine çevirmeler, yer değiştirmeler vs. yaptığı düşünülürse neden olmasın dedim. Edward Bloom da, Odysseus gibi uzaklarda olan, yiğitliği ve gücüyle anılan, oğlunun tanıma fırsatı bulamadığı, tanrılara denk bir adamdır. Ama bir farkla. Odysseus savaşa gitmek, yeni doğmuş oğlunu bırakmak istememiştir aslında. Delilik numarası sırasında oğlunu öldüremediği için gitmek zorunda kalmıştır. Belki Edward Bloom da bir baba oğul ilişkisinde yaşanabilecek olan ölümü engellemeye çalışmaktadır giderek. Bu, tanrısal Edward’ın sembolik ölümüdür. Oğul, ancak ölüm döşeğinde iken, yani gerçekten ölmesinden az önce dener bu cinayeti. Belki Edward Bloom gitmeseydi çok önce yaşanacak bir deneyimdir bu. Belki.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s