Yeni Kitap: Baba, Oğul ve Kutsal Roman

Yüzü olmayan adam rollerine çıkıyorum artık. Bu saatten sonra, karanlıkta her şey, her şeye dönüşebilir. Ay ışığı vurduğunda bir garip Âdem. Karanlıkta yüzü olmayan adam. Daktilonun gırtlağını sıkıyorum. Babamdan kalma. Baba, oğul ve kutsal roman adına, diye haykırarak saldırıyorum yazmaya. Yaşlı metal bacaklar titriyor. Üst üste basıyor a ve e harflerini. Âdæm çıkıyor siyah maddeden pırıl pırıl. Ara tür. Melez. Parçalı bir resim.

Murat Gülsoy okurları bilir: Âlemler Süreklidir. Zamanda kaybolan Tanpınar, oyunda kaybolan Oğuz Atay, rüyada kaybolan Borges, şehvette kaybolan Nabokov, davasında kaybolan Kafka, kendi hikâyelerinden kaçıp gelen Olric, Gollum, Doktor Ramiz ve daha pek çok yaratıcı ruh, Baba, Oğul ve Kutsal Roman’ın labirentinde birbirlerini arıyorlar.

Murat Gülsoy bu romanında kurduğu fena halde eğlenceli ve kendine özgü âlemde, hem büyü yapmaya hem büyü bozmaya davet ediyor okurlarını. Karanlığın aynasına koyu bir ironiyle, acımasız bir yalınlıkla güle oynaya giriyor, kırıp parçalarına ayırdığı bir hayatı gözlerimizin önüne seriyor. Baba, Oğul ve Kutsal Roman, edebiyatın başkalarının hayatlarına kaçıp saklanmanın değil kendi dehlizlerinde dolaşmanın bir yolu olduğuna inananlar için….

8 comments

  1. Sabah bu haberle işe başlamak çok iyi oldu. 🙂 Ama öğlen gittiğimde D&R’a gelmemişti henüz. En azından Etiler’dekine. Daha kitabı edinemesem de şimdiden kaleminize sağlık.

    Beğen

  2. Merhaba,
    Kitabınızı az önce bitirdim,altını çize çize,internette küçük çapta araştırmalar yaparak, eski okumalarımı hatırlayarak…Her bölümü hatta sayfası ayrı etkiledi beni.Birçok şey buldum kendimden.Bazı cümleler,her kitabınızda yaptığınız o altı çizilesi tespitler beni çarptı,bir kez daha -aslında şaşıracağımı bile bile- şaşırttı,hayran bıraktı. üniversitede mezuniyet tezimdi Yaz Yağmuru.Tanpınar’la tanışmam 2. sınıfta çalışma odasında Şiir ve Rüya makalesinin fotokopisini bir masada bulmamla olmuştur.İlk defa değişik duygular hissettim,hani o aydınlanma anlarından.Sonra kitaplarına,hayatına bir yolculuk başlattım Tanpınar’ın.itiraf etmem gerekirse 18-19 yaşlarındaki birikimimle tamamen anlayamasam da çok sevdim,beni bu adama çeken şeyler vardı. Sözcükleri yan yana getirip oluşturduğu evrenin büyüsüyle sarhoş oluyordum adeta. Son sınıfa geldiğimde,bitirme tezi olarak bana sunulanı değil Tanpınar’ı seçmek istediğimi söyledim hocama. Hocam Tanpınar’ı incelemek demek Fransızca,felsefe,psikoloji,tarih … bilmek,derinden bilmek demek olduğunu söyledi. Zaman sıkıntısı vardı.Sonunda kararı bana bıraktı,ben de yapacağım çalışmanın hiçbir iddiası olmayacağını,bu çalışma zamanın Tanpınar’la geçmesini istediğimi söyledim,destek oldu bana. Şimdi düşünüyorum da iyi ki o çalışmayı yapmışım.Tanpınar’a sevgimin,hayranlığımın tohumlarını atan işte bu tez oldu.Yaz Yağmuru hikâyesi o kadar anlam taşıyordu ki benim için.Yaşıyordum o hikâyeyi Merve gibi nerdeyse:)Bugün o kısımları okurken gözlerim doldu.Kitabınızda babayla ilgili ksımlardaysa ağladım,babasını az bir zaman önce kaybetmiş olarak.o kısımlarda anlatıcının adeta çocuksu bir tavır içinde olmasıydı belki de. O kadar ço şey var ki söyleyeceğim kitapla ilgili. Sizi okurken , öykülerinizde de öyle, müthiş bir atmosfere kapılıyorum, merak duygusu,kimi yerlerde artan gerilim,çözülme,kurgunun sağlamlığı hakkaten insanı büyülüyor. popüler bir tarzınız var ve ben genelde bu kitapları elime bile almazdım;ama siz bunları o kadar ince hesaplarla ve özenli cümlelerle yapıyorsunuz ki pes diyorum:)Hatta bu kitapta kahramanın karakoldan döndüğü sahnede Kıtmir’in tuvalet sorununda bahsedilecek mi bakalım diye düşündüm,sonuçta bir sürü olay geçmişti,Zeliha’nım dahil hiçbir ayrıntı atlanmamış.Açığınızı yakalar mıyım dedim,olmadı:)Aslında ayrıntıların her zama kayda değer olduğunu hissettiren bir yazardan bunu beklemek de abesti.Sonra..kusura bakmayın yazdıkça yazıyorum..Sizi okuduktan sonra böyle oluyorum hep..Yazmak isteği duyuyorum müthiş bir şekilde,kendimi her adımımda dışardan izleyen bir iç sesten cümleler uçuşarak geliyor,başka boyuta geçiyorum:)Sözün büyüsü işte. Bütün iyi eserlerde yaşadığım duygu.Sonuç olarak kitabı bitirdim bir çırpıda;ama demlenmesi bitmez daha…Hatta biraz geçsin zamn bir daha okumak istiyorum, okutturma istiyorum.Bir lisede öğretmenim,gençlere sizin öykülerinizi okuyorum,’Kayıp Eşyalar Bürosu’yla sevdiler sizi,her hafta okuyoruz,düşünüyoruz,yorumluyoruz. Küçük bir ilçede renkli,iz bırakan anlar katıyorsunuz gençlere. Son olarak kitabınızdaki göndermeler,dipnotlar,hele serbest çağrışımlar dediğim gibi notlar aldım,altlarını çizdim,gülen yüzler çizdim,kahkaha attım,ağladım, iç içe geçen duygularla bir solukta bitirdim.Tanpınar’a Oğuz Atay’a göndermeler, beni bu yazarları yeniden onların eserlerine dönmeye sevk etti.İyi de oldu.20’li yaşlarla 30’lu yaşların okuması tabi ki aynı olmayacaktır.Bu arada bu kadar güzel sözlerin yanında nasıl olacak bilmiyorum ama,iki cümlede anlatım bozukluğu gözüme çarptı.’ilk tanışma’ diye bir ifade geçiyordu bir de sayfa 67’de’Ne Kıtmir’in ne benim onlarla uğraşacak halimiz yoktu.”vardı’olmalı diye düşünüyorum.Bu da sizin kitaplarınızla ilgili kuşkunuz olmasından,dikatli okuyucularınızın varlığına dair bir gönderme olsun.Yoksa böyle küçük yanlışlıklar ne kitaplarınıza ne size gölge getirir diye düşünüyorum.Bu saatte sizinle sohbet ediyormuş gibi hissettim Mutlu oldum.İstanbul’da yaşamadığım için üzülüyorum bazen;ama bir gün mutlaka kitaplarınızı imzaltma fırsatını yakalayacağımı hissediyorum.Kitapla ilgilli yorumlarım daha gelecek,kitap üzerinde biraz daha düşünmek istiyorum,bunlar ilk izlenimler, kitabı bitirmenin heyecanıyla yazılmış ham duygular. Sevgiler,saygılar…

    Beğen

    1. Anlatım bozukluğundan bahsedip bozuk cümleler kurmak,yazım yanlışları yapmak:)Elim bir anda gönder tuşuna gitti,bir kez daha okuyamadım.Şimdi tekrar okuyunca mahcup oldum.:)

      Beğen

  3. Kitap bitse de neyin gerçek neyin rüya olduğu karmaşasını yaşayacakken son bölümde okuyucuya yardımcı oluyorsunuz biraz; ama bu sefer başka bir oyunun içine düşüyor okuyucu.Aklıma Oyunlarla Yaşayanlar geliyor. ‘Anlamı kendinde kilitli bir metin…’ Umarım ‘biz’, ‘okuyucular’ bu anahtarı kaybetmeden romanın kapılarını aralayıp taa içerilere girebiliriz.Çünkü derinlerde görmeye değer çok şey var.
    Bir de mektuplar bölümünün özellikle başlarında bir şiirin içinde gibi hissetim kendimi.sonra bu şiire karışan ironi,bilinç akışı,serbest çağrışım,sorgulamalar…En çok da samimiyet… Romandaki anlatıcı-kahramının bana geçen samimiyetiyle bu saatte bunları bütün samimiyetimle yazarak umarım iyi bir şeyler yaptım:). İyi ki yazıyorsunuz…Sevgiler,saygılar…

    Beğen

  4. Yıllar önce, Yaz Yağmuru’nu Trt’de izlemiştim.Bu filmin sizin tarafınızdan yeniden gündeme getirilip değerlendirilmesinin yapılması güzel olurdu diye düşünüyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s