“Baba Oğul ve Kutsal Roman” üzerine Doğan Hızlan ve Semih Gümüş’le Söyleşimiz

5 comments

  1. Konuşmanın başındaki ‘edebi konsantrasyona dur diyen bir bilinçli yazarlık çabası…’ cümlesine takıldım biraz ve ‘edebi konsantrasyon’ ifadesinin yazarlar arasında tam da Doğan Hızlan’ın açıkladığı şekilde mi kullanılageldiğini merak ettim. Çünkü bunu bir jargon olarak değil de sadece kelime kelime okuyunca, bana romanla birlikte akıp giden bir yazardan daha farklı-fazla şeyler çağrıştırıyor ama eğer tam da böyle bir anlamda kullanılıyorsa bu da yazarların kendi aralarında oluşturdukları dili takip etmek açısından ilginç.

    Yeni bir dil, anlatım biçimi, yol bulmaya çalışmak-denemek de bayağı yoğun bir edebi konsantrasyon içinde olmayı gerektiriyor bana göre. Ama bir yazar bunu kendini çağrışımlara bırakarak ve planlamadan yapar da diğeri önce planlar sonra kendini bırakır, fakat sanırım bir noktada o bırakma ve biraz olsun sürüklenme olmadan da yola devam etmek ve hatta çıkmak pek mümkün değil gibi.

    Beğen

  2. “Edebi konsantrasyon”u -sanırım- naif yazar olarak kullanmış Hızlan. Kendini yazının akışına kaptıran ve üzerine düşünerek “doğallığını” bozmayan. Pamuk’un Saf ve Düşünceli ayrımında işaret ettiği saflık anlamında. Aynı durumu ifade ediyor bence… Ama naif ya da saf dediğimizde biraz olumsuz çınlıyor kulağa; Hızlan ise daha olumlu ele alıyor, daha yukarıda tutuyor sanırım. Sanırım. Emin değilim.

    Beğen

  3. Yorumlardan sonra aynı noktaya ben de dikkat ettim. Fakat sanırım Doğan Hızlan “Edebi konsantrasyona dur diyen” ifadesinde romanın genel-geçerliliğiyle oynadığınızı; postmodern özgünlüğün akışında, bir yeniden oluşturma standartına ulaşabildiğinizi söylüyor; yani ben sizin aksinize, Orhan Pamuk’un nitelemesindeki saf niyetli romancı yerine düşünceli romancı anlayışını size yakıştırdığını düşünüyorum. Sonrasındaki “Vardır ya kaptırıp gidiyorum, roman bundan sonrasını götürür” gibi saf niyetli romancı anlayışına karşı çıkarak okur için “Murat Gülsoy seni bir yere götürmüyor, sen bir yere götürüyorsun” sözünün de niyetini ortaya koyduğunu; gelişigüzel, duygularla hareket etmek yerine, okurun metnin içine bağlandığı sistematik bir yapı kurduğunuzu vurgulayan sözleri de, sizi düşünceli romancı sıfatına soktuğunu gösteriyor. Dolayısıyla bence Doğan Hızlan ‘konsantrasyon’u edebiyatın kalıpları, tekdüzeliği anlamında kullanmış ve sizin buna karşı çıkan yenilikçi tarafınızı ortaya sunmayı amaçlamış. Bunun daha güzel ve romana uygun bir anlam olduğuna inandığım için virgül koymak istedim.
    Bir de not: Doğan Hızlan şüphesiz alanının uzmanı ve tartışmasız bir isim, kesinlikle kabul ediyorum. Fakat bu romanı, postmodern edebiyatı daha sıklıkla takip eden bir eleştirmenle tartışmak daha doğru olabilirmiş gibi hissettim. İstediğiniz noktalara çok fazla değinmediğini, dolayısıyla anlatmak istediklerinizi tam olarak anlatamadığınızı düşünüyorum. Semih Gümüş soruları ve konuyu daha doğru mecralara çekmeye çalışsa da, Doğan Hızlan biraz konu dışı etkilerde bulunmuş. Olmayabilir de tabii, ben öyle hissettim diyelim.

    Beğen

  4. Murat Bey de bunu söylemiyor mu zaten? Saf değil düşünceli romancı demiş Doğan Hızlan ama bunu derken öyle bir cümle kurmuş ki arada, sanki saf romancıyı bir tutam daha yukarıda tutar gibi. Şimdi edebi konsantrasyon lafındaki konsantrasyon kelimesini alıp bunu edebiyatın kalıpları diye yorumlamak çok zorlama olmaz mı?

    Niye bu kadar anlam karmaşası oldu diye düşündüm. Bu bazan iyidir ama sanki burada (ve bir çok röportajda bunu hissediyorum) insanlar akıllarından geçeni açıklıkla söylemiyorlar. O zaman da yarım yamalak çıkıyor cümleler, sonraki laflarla da üstü örtülüyor. İşin kötüsü o zaman konuşulamaz oluyor bir şeyler. Yolu bu mudur, her zaman böyle mi olmuştur (sanki öyle olmamış gibi) bilmiyorum. Belki tamamen yanlış görüyorum ama çekingen-kaçıngan bir eleştiri kültürü var gibi. Gibi.

    Yukarıdakileri yazdıktan sonra aslında, burada bile, ben bile -ki sadece bir okurum ve uzman olmadığım için daha rahat olmam beklenir- aklımdan geçenleri yazmıyorum. Yazarsam şunları derdim : ) Doğan Hızlan o söyleşide olmamış hiç oraya, uymamış. Başlarken bile Semih Gümüş’ün açıklama yapması gerekmiş zaten. Sonuçta o programda kimler olacağına, kim gelirse rating denen canavarın daha da güçleneceğine yazarlar tek başına karar vermiyor. Bu yüzden topyekün itham saçma olur. Ama hayal bu ya, Semih Gümüş’ün yanına, yeni yazarlardan biri otursaydı ve sırf program onu gerektirdiği için değil de kendisi için, açlığından soru sorsaydı tadından yenmezdi.

    Beğen

  5. Baba, Oğul ve Kutsal Roman’ı çıkar çıkmaz alıp elime bir solukta okudum. (Diğer tüm kitaplarınıza da aynı muameleyi yaptığımı gururla söyleyebilirim) Romanınız sadece sahip olduğu sayfalar kadar değil, atıf yaptığınız diğer tüm sanat eserlerinden oluşan bir alonj var adeta peşinde. Romanı tamamlayabilmek için, hepsini -okumadıklarım bilmediklerime elbette- bulup okuyor, dinliyor, izliyor, bakıyorum ve bu duyguya bayılıyorum. Romanınızdaki tüm enfes kısımları övmeyi bir kenara bırakıyorum ama son kısımdaki “mektuplar”ın beni zevkten dört köşe yaptığını söylemeden geçmeyeceğim.Neyse. Aslında bu yorumu yapmamın amacı şuydu; romanınızı bitirince elime aldığım kitap; Semih Gümüş’ün “Yazar Olabilir miyim?” isimli kitabıydı ve kitabın kapağında; “edebiyatın duyguyla değil akılla okunup yazıldığını” okuyunca da aklıma ilk siz gelmiştiniz. Sizi böyle karşılıklı sohbet ederken izlemek çok keyifliydi.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s