Küçük Birader Kendini İhbar Ediyor

Hasan Elahi farklı ortamları kullanan bir sanatçı. İşlerinden bir tanesini örneklemek isterim. Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi ülkesi dışındaki yerlere silahlı müdahalelerini anlatan çarpıcı bir iş. Birleşik Devletler Silahlı Kuvvetlerinin 1798-2006 Arasında Yurtdışı Müdahaleleri (Instances of Use of United States Armed Forces Abroad 1798-2006) başlığını taşıyan çalışması devasa bir dünya haritasından oluşuyor.

 

Haritanın üzerinde bu müdahaleler birer kurşun deliğiyle işaretlenmiş durumda. 25 Metre uzaklıktan gerçekten ateş edilerek hazırlanmış saydam yüzeyin üzerinde Birleşik Devletler’in dünyaya sıktığı kurşunları bir anda görmüş oluyorsunuz.

Teknoloji ve medyanın olanakları ve yarattığı sosyal durumlar üzerine disiplinlerarası çalışmalar üreten Hasan Elahi’yi konu edinmemin nedeni TrackingTransience projesi. Proje gerçek bir sorun ve yarattığı ciddi bir kaygıdan kaynaklanıyor. Düşünün, yıl 2002, Hollanda’dan Detroit’e geliyorsunuz ve havalimanında bekleyen FBI ajanları sizi sorguya çekmeye başlıyorlar. Uluslararası işler yapan bir sanatçı ve üniversitede ders veren bir akademik olduğunuzu anlatmaya çalışıyorsunuz ama FBI ajanları pek ikna olmuşa benzemiyorlar. Bangladeş doğumlu olmanız kuşkusuz işleri zorlaştırıyor. Defalarca yalan makinesine bağlanıp, Amerika’ya zarar vermeyi amaçlayan bir gruba üye misiniz, sorusuna maruz kalıyorsunuz; ilkinde üniversitede çalışıyorum o sayılır mı gibi espriler yapıyorsunuz ama durum ciddi. Çünkü FBI’ın izleme listesine girmiş bulunuyorsunuz. Bu listelere bir kez girildi mi çıkmanız pek o kadar kolay olmuyor.

Hasan Elahi 6 aylık bir soruşturma sonucunda “masumiyetini” ispat ediyor. Bunda yalan makinesi testleri kadar elektronik ajandasına aldığı ayrıntılı notlar da etkili oluyor. Ancak FBI’ın gözünde hep bir potansiyel suçlu olarak kalacağını, FBI’ın kendisini izlemeyi sürdüreceğini anlıyor. Bu noktadan sonra, Hasan Elahi izleme işini kendisi yapmaya karar veriyor. Cep telefonuna yüklediği bir yazılım sayesinde her saatini fotoğraflayıp internet sitesine yüklüyor. Siteye girerseniz göreceksiniz ekran ikiye ayrılmış durumda; üst yarıda çekilmiş olan fotoğraf alt yarıda Google Map’ten Hasan Elahi’nin  bulunduğu yeri gösteren harita çıkıyor. Sadece mekanın fotoğrafını çekmiyor Elahi, tüm alış-veriş, yeme-içme gibi ekonomik etkinliklerini de kayıt altına alıyor ve banka verileriyle karşılaştırmalı olarak kendini ortaya koyuyor. Bir çevrimiçi-adama (online-man) dönüşüyor. Elbette tüm bunlar size şimdi twitter ve facebook gibi ortamlarda yapılan gönüllü veri aktarma işlemini hatırlatıyor. Zaten Hasan Elahi bu başından geçenleri ve bu süreci nasıl bir sanat yapıtına dönüştürdüğünü anlattığı TED konuşmasında artık çoktan demode olduğunu da itiraf ediyor. Ancak proje sürüyor. Ayrıca servis sağlayıcısının verilerini incelediğinde gerçekten de devletin çok çeşitli birimleri tarafından izlendiğini de fark etmiş olduğunu anlatıyor.

 Elahi’nin çalışması çok boyutlu bir toplumsal duruma işaret ediyor. Projesinde ürettiği veriler tam anlamıyla “suç işlendiği sırada başka bir yerde olduğunu kanıtlamaya yönelik bir sürekli kanıt” niteliği taşıyor. Yani ilk işlevini yerine getiriyor: Sanatçının başlangıçtaki kaygısını, FBI’ın izleme listesinde olmanın getirdiği gerilimle başa çıkmaya yarıyor. Sürekli kuşkuya karşı sürekli kanıt. Sanat yapıtları gerçek kaygılardan beslendikleri zaman çok etkili sonuçlara ulaşabilirler. Bu projenin de bir başka sonucu şu oluyor: Her anını kayıt altına alıp ihbar etmesine karşın yine de tamamen özel bir hayat sürdürebiliyor. Aynı zamanda da FBI gibi varlıkları “gizli” bilgi üzerine kurulu birimlerin ellerinden tüm kozlarını almış oluyor.

1984 Sıklıkla anmak zorunda kaldığımız bir roman. Orada herkesi yukarıdan aşağıya doğru gözetleyen Büyük Birader’in gözü artık yere inmiş, hepimizin cebine yerleşmiş durumda. Hatta bu durumu anlatmak için yukarıdan aşağıya gözetleme anlamında kullanılan surveillance kavramını değiştirerek sousveillance kavramı ortaya atıldı son dönemlerde. Sosyal paylaşım ağlarında sürekli olarak bir anket doldurur gibi nelerden hoşlandığımızı, neleri izlediğimizi, tükettiğimizi, nerelere gittiğimizi, nerede olduğumuzu bildiriyoruz. Hatta bunu ne kadar çok insana bildirirsek o kadar iyi olur gibi hissediyoruz. Bunun tam olarak nedenlerini ve daha da önemlisi sonuçlarını pek fazla düşünmüyoruz. Sanırım yakın bir gelecekte gönüllü küçük biraderlere dönüşmemizin sonuçlarını hep birlikte yaşayarak öğreneceğiz.

Not: Konuyla ilgili bir başka yazı da Düğümküme.org bloğundan okunabilir. Ali Miharbi yazısında bu projenin farklı yönlerine dikkat çekiyor.

Reklamlar

2 comments

  1. Ben biraz daha eski bir bilgiden söz edeceğim.Müslümanlıkta insanın dünya hayatında yaptığı iyi ve kötü bütün işlerin sözlerin kayıt edildiği defterin adı Amel Derteridir.Bu defter sesli bir film misali insanın her türlü hal ve hareketini, konuşmalarını zapt eden bir defterdir.Bu kayıt ve zabıtlardan insan ahirette hesaba çekilecek, bu defter leh aleyhinde bir şahid olacaktır.Kur’an da bu ‘kitab’ olarak zikredilir.Bu da en büyük birader uygulaması olarak nitelenebilir mi bilmem

    Beğen

  2. Yazınızın başında bir örnek olarak sunduğunuz çalışma ile sonrasındaki proje o kadar anlamlı şekilde art arda gelmiş ki açıkça yazmasanız da paranoyanın yapısını sermişsiniz sanki. Dünyayı kurşun yağmuruna tutan, kendindeki onca şiddete bakamadığından, tehlikenin dışarıda-ötekinde olduğu kaygısı ile kendinden olmayana şüpheyle ve aslında yine şiddetle yaklaşır. Bir paranoidin karşısında yaşamaya çalışmak çok zor iş, o kim ve ne olursa olsun. Hele bir de ötekine yansıtmaya çalıştığı kötülüğü bu sanatçı gibi yüzüne vurmuş, gözüne sokmuşsan, vay haline.

    Aktardığınız bir çok açıdan çok etkileyici bir çalışma. Her şeyden önce sanatçı, kapalı kapılar ardında ne yapıldığını, kendi kendine uygulayarak gösteriyor ve irkiltiyor. Neyse ki hala irkilebiliyoruz. Yani umarım.

    -Cep biraderleri-ne gelince: Nereye gittiğimizi, ne tükettiğimizi, ne yaptığımızı iletirken aslında neyi örtüyor, neyi söylemiyoruz diye sormak belki daha doğru. Bu mesajlar -varım- diye haykırmanın bir yolu gibi. Dünyada bir yerimiz olduğunu, birilerinin bizi gördüğünü, yalnız olmadığımızı, çaresiz, üzgün, boşlukta veya ölümlü olmadığımızı her an kanıtlamaya çalışmak ve tabi bunları hiçbir zaman söyleyememek… İşte bu gerçekten çok üzücü.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s