“Aynı Dili Konuşmak”

“Önemli olan birbirimizi anlamamız. Tabii bu aynı dili konuşursak başarabileceğimiz bir durum. Başka türlü birbirimize yabancı kalırız. Bunu hiç birimiz istemeyiz. Değil mi ki hep beraberiz. Evet, o halde aynı dili konuşursak çözemeyeceğimiz sorun kalmaz. O zaman da bizi kimse tutamaz. Biliyorsunuz bunu değil mi? Ama işte ilerlememizi, başarmamızı istemeyenler var. Ellerinden geleni de yapıyorlar. Durmadan tırnaklarını sürtüyorlar biz birbirimize düşelim, birbirimizin kanına ekmek doğrayalım diye… Tabii, o yüzden eski yaraları kaşıyıp duruyorlar. Geçip gitmiş, tarih olmuş, artık neyin ne olduğunu kimsenin bilmediği tartışmalı meseleleri kurcalamanın ne anlamı var? Yüzleşmeymiş… Asıl kendileri aynaya baksalar, çirkin niyetleriyle yüzleşseler. Varsa yoksa bizim yanlışlarımız. Amaçları çok belli. Ama başaramayacaklar. Bizi birbirimize düşüremeyecekler. Çünkü biz artık aynı dili konuşmaya başladık. Anlaşıyoruz, evet, tüm sorunlarımızı konuşuyoruz artık. Zaten ciddi bir sorunumuz da yoktu. Hep düşmanlarımızın akıl oyunları, abartılı hikayeleri. Neyse ki akıllandık. Aynı dili konuşmayı öğreniyoruz, yani öğreneceğiz. Tabii o bozguncuları, o ayrıkotlarını aramızdan ayıklayabilirsek. Bunlar nasıl şeyler kardeşlerim, kanser gibi her yere yayılıyorlar. Mecburen kesip atmak zorunda kalıyoruz. Evet, cerrahi girişim en temizidir. O zararlı ur bıçağın keskin yüzeyi ile öpüştüğünde iyilişme başlar. Aykırı olanı kesip attığınız zaman bir ferahlık, bir hafiflik hissedersiniz. O zararlı, habis urdan boşalan yere temiz, asil kan dolar; vücut canlanır, gençleşir. Tüm organlar aynı dili konuşmaya başlar. Bakın ne güzel anlaşıyoruz şimdi. Siz o kafa karıştırıcıların söylediklerine kulak asmayın. Onlar habire konuşurlar. Geveze çekirgeler gibi. Şöyle bir an gözlerinizi kapatın ve düşleyin: Bu gürültücü çekirgelerin nefeslerinin kesildiğini; herkesin, hepimizin aynı sözcüklerle konuştuğunu, aynı dili konuştuğumuzu… Aynı anda çarpan yüreklerin sesi bir gökgürültüsü gibi gelecektir düşmanların kulaklarına. Ne güzel…”

One comment

  1. Aynılığın, ayrılıktan koruyacak olması anlaşılır bir hayal olabilirdi. Eğer mümkün olsaydı, başkası olmaktan vazgeçebilir, bir olmanın cennetinde, bir olduğumuzu bilmeden yaşayabilirdik. O cennet yitik. Elimizde kalan ise ayrı ve farklı başkaları olarak, bunun acısını tanıyarak, kabul ederek birbirimize bakabilmek. Ve bu çok zor. Yazdıklarınızı okurken aklımdan sürekli Tezer Özlü geçti. Ondan bir alıntıyı aktarmadan geçmek istemiyorum.
    “Aynı dili konuşan iki kişi yok……. Her söylenen söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması. Karşısındakine bir şey anlatmak istese de gene kendi gerçeğini, bilmişliğini ya da doğru algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler. Bir bedenin üzerinde dolaşan her el, kendi bedenini okşamak istercesine dolaşıyor öteki bedenin üzerinde. “

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s