5 Film Sahnesi

5

Tanrı Beni Görüyor mu?, Karanlığın Aynasında, 602. Gece: Kendini Fark Eden Hikâye, İstanbul’da Bir Merhamet Haftası, Sevgilinin Geciken Ölümü, Bu Filmin Kötü Adamı Benim, Binbir Gece Mektupları, Bu Kitabı Çalın, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul kitaplarının yazarı Murat Gülsoy’a sorduk: “Bir edebiyatçı gözüyle, en sevdiğiniz 5 film sahnesi nedir?” diye…

1. Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı

imagesResme aşık olan adamın hikayesiyle ilk karşılaştığımda çarpılmıştım. Çok gençtim. Aşkın en yoğun hali bu olsa gerek diye düşünmüştüm. Ancak aradan çok zaman geçti. Bugün artık böyle düşünmüyorum. İnsanın bir başka insana gereksinim duymadan aşık olabilmesi çok narsistik geliyor şimdi. Filmin bu karesinde, adamın fotoğrafa duyduğu aşk ile kendine kapandığını, gerçek insanları ve dünyayı pencerenin dışında bıraktığını görüyorum. İçeride yalnızlığın billurlaştığı bir anı yaşıyor. Peki ama eskiden, seksenlerde bu filmi izlediğimde neden yalnızlığı bu kadar yüceltiyordum acaba? Kapalı cemaatler halinde yaşamaya alışkın insanların yalnız birey olmaya duydukları hastalıklı özlemin bir ifadesi olabilir mi?

2. Coen Kardeşler’den Barton Fink

BartonFink4Bu sahne aslında gerçek değil. Geleceği parlak oyun yazarı Barton Fink, şansını sinemada denemek üzere adım attığı yeni dünyada kendini sıcak ve ucuz bir otel odasında güreş senaryosu yazarken bulur. Duvarda asılı olan bu fotoğrafla avunur. Fotoğrafta uzaklara bakan genç bir kadın, insana huzur veren dalgalar ve ufuk çizgisi vardır. Barton Fink, Tanrı’yla güreşe tutuşmak manasına gelen yaratma sürecinin sonunda bir delilik anında bu resmin içinde olduğunu hayal eder. Yanında o uğursuz koliyle birlikte. Filmin tamamı da bu sahnesi de halen etkilemeye devam ediyor beni. Yaratma / yazma sürecini yüceltirken alay ettiği için belki. Koyu kopkoyu bir ironiyle yazılıp çekildiği için belki…

3. Stanley Kubrick’den Shining

5404752093_9fb3806f89_z

Shining Medyum adıyla dilimize çevrilmiş bir Stephen King klasiğidir. Önce romanı okumuştum. Sonra film geldi. Yazarı filmden nefret ediyor. Film romanı başka mecralara sürüklüyor. Evet tüm bunlar doğru ama benim için önemli olan üzerimde yarattığı etki. Başarısız yazar babanın lanetli otelin etkisine girerek delirmesi anlatılır çocuğun gözünden. Boş otel muazzam bir mekandır. Geçmişte yaşanıp bitmiş hayatların hüzünlü nostaljisi… Boş otel yazarın zihnidir aslında. İçinde birbirinden farklı zamanları yaşayan karakterler de o hayaletler. Filmin sonlarında bu fotoğraf görülür. Otelin geçmiş mutlu günlerinde bir baloda çekilmiş olan fotoğrafın içindedir artık deli-baba-yazar. Ve bize göre hayalet olan o insanların arasında mutludur.

4. Antonioni’den Blow-up

blowup1Cortazar’ın filme kaynaklık eden öyküsünü sonradan okudum, ama o kadar da etkilenmedim. Yanlış olan zamanlamamdı. Film, hele ki Antonioni gibi bir yönetmenin elinden çıkmış kült bir film zihnimde tüm heybetiyle yer kaplarken öykünün pek fazla şansı yoktu sanırım. Filmi ilk izlediğimde, üniversitedeydim, yeniydim. Film sinema kulübünün bir etkinliğiydi sanırım. Heyecan. Baştan sona heyecandı benim için. Her aşaması… Fotoğrafçının elinde büyüteç ile fotoğrafın grenleri arasında bir cesedi bulması, sonra gidip o cinayetin gerçekten izlerini keşfetmesi ile modern ressamın raslantısal mürekkep lekelerine bakarak içinde gizli olan figürü bulmasının aynı şey olduğunu anlatan film gösterdiğinden fazlasını ima ediyordu. Peki ama neydi o imanın nesnesi? Önemli olanın bakış mıydı? Bakan kişinin niyetleri miydi? Bilinçaltı?

5. Peter Weir’dan Truman Show

piccit_still_shot_of_the_truman_sho_2106454240.640x0Magritte’in resimleri gibi tasarlanmış son sahnesinin her karesinden çok etkilenirim. Kahramanın içinde yaşadığı dünyanın kurmaca olduğunu anladığı çok sayıda roman ya da film vardır, hepsi ilgimi çeker ama Truman Show hepsinden çok daha derinimden yakalar beni. Nedenini bilmiyorum. Ama en çok etkilendiğim o son sahneyi düşününce bir şeyler canlanıyor zihnimde. Truman her anının izlendiği bir televizyon show’unun karakteri olduğunu bilmemektedir. Harika bir metakurmaca, çünkü mümkün! Daha bebekliğinden itibaren bu hayat, bu dünya Truman için kurulmuş. Dolayısıyla çevresindeki herkes oyuncu, tüm mekanlar film seti. Her şey onun için var. Dolayısıyla sonunda tekneye atlayıp o kasabanın dışına çıkmaya çalışıp da vardığı ufuk çizgisinde bunun kapalı bir dünya olduğunu keşfetmesi tüyler ürpertici bir deneyim sunuyor izleyiciye… Gökyüzü sandığımız bir dekor resmidir. Aslında çocuğun ben merkezci dünyasından çıkma mücadelesi ancak bu kadar iyi anlatılır. Acı bir süreç, tüm bunların, yaşananların bir yanılsama olduğunu keşfetmek…

Son olarak…

Beş filmden beş kare aldım, ama hepsinin içinde de resimler, fotoğraflar vardı. Film durup düşünmek için hareketsiz görüntüyü kullanıyor galiba. Yoksa bu seçimlerim sadece benimle mi ilgili? Arka arkaya dizdikten sonra fark ettim bu durumu. Bir dahaki sefere hareketli sahneleri düşünmeliyim.

Kaynak: http://www.bize-gore.com/murat-gulsoyun-en-sevdigi-5-film-sahnesi.html#more-3134

Reklamlar

2 comments

  1. Sevdiğiniz sahneleri sıraladıktan sonra –son olarak- sorduğunuz soru bende bir kitabınızın kapak resmini çağrıştırdı birden: Tanrı beni görüyor mu? Resminden kaçmaya çalışan çocuğun resmi. Filmlerden seçtiğiniz sahnelerde de hep başka sahneler var; görüntü içinde görüntü, gerçek içinde gerçek ve bu ikisinin değişik şekillerdeki etkileşiminin seyirciye sunulması. Sanki edebiyatta sevdiğiniz unsur filmlerde de rol oynamış gibi…

    Beğen

  2. Truman Show ve son sahne…. Defalarca izlediğim ve her karesini bildiğim halde hep aynı hislere yakalandığım film, bir tesadüf değil demek ki, siz de bundan bahsetmişsiniz. Kurmacanın içinde olduğunu fark eden her kahraman aynı hüznü duyabilir ama Truman son sahnede içiçe geçen o kadar çok duygu barındırıyor ki, bana “başıma gelse ne hissederdim” sorusunu sordurur her seferinde. Yalan bir dünyada yaşamış olmanın verdiği tüm güzel hislerin bir anda yok oluşudur bu aslında. Bugüne kadar yaşadığı her olay ve karşılığında hissettiği her duygu sahte ve kurmacadır. Gerçekte de başımıza geldiğinde büyük bir yıkım yaşayacağımız aşikardır. Kahraman için büyük bir yokluk ve boşluk, hiç olmamış bir insan, aslında kim? Devamını çok yazmışımdır zihnimde, çıldırma anı ile kabullenme arasında gidip gelirim. Gerçekten ne olurdu acaba kahramana devamında? Durağan anlar zihnimizi daha çok meşgul ediyor sanıyorum ki, özellikle sonu bize bırakılıyorsa bence tercihleriniz bu yüzden fotoğraflar, resimler içeren sahneler olmuş.Diğer filmleri gösterdiklerinize dikkat ederek tekrar izleyeceğim teşekkürler…

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s