Gidelim Buralardan Berlin

Yeni bir konu değil. Üniversitede okuduğum 1980li yıllarda da öncelikli bir meseleydi: Buralardan gitmek… Yurt dışı. Okumak için, yaşamak için, macera yaşamak için, kendini geliştirmek için, dünyayı tanımak için, yeni deneyimler için… Ben her zaman gitmemekten yana kullandım tercihimi. Tabii ne kadarı bana aitti bu tercihin ne kadarı yanılsamaydı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: ne zaman buralardan gitmek konusu açılsa canım sıkılır, gerilirim, bir an önce konu kapansın isterim. Bunun nedeni nedir, bilmiyorum. Vatan sevgisi gibi bir kavramla açıklayamıyorum. Belki sadece hareket etmek istemiyorum, Katip Bartleby gibi. Sadece “yapmamayı tercih ederim” diye ifade edilebilecek bir durum bu. Ya da sandığımdan çok daha bağlıyım buraya. İstanbul’a. Belki de dilim benim evim olduğu için. Belki sadece ruhsal bir durum, bir takıntı, bir patoloji benimkisi… Ama benim durumum bu.

Alpgiray Uğurlu genç bir yönetmen, ilginç bir belgesel çekmiş. Berlin’e göçmüş genç insanlarla, bizden birileriyle mülakat yapmış, tüm bunları da ilginç bir görsellikle birleştirmiş. Düşünün, Türkiye’nin, İstanbul’un sembolik meydanında, Taksim’de, karlı güzel bir gün. İnsanlar var. Ama belgesel ilerledikçe birer birer eksiliyorlar. Fonda da gerçek insanlar konuşuyor. Neden gitmişler, ne ummuşlar, ne bulmuşlar, nasıl yaşıyorlar, kişisel deneyimleri… Hepimizi özellikle bugünlerde çok yakından ilgilendiren bir konu. Çok iyi bir kayıt. Çok değerli. Gerçek insanları tanımak çok önemli. Film bu sosyolojik durumu kayıt altına alırken yönetmen çok net bir cümle kuruyor: İnsanlar gittiğinde eksiliyoruz. Filmde Berlin’i göreceğimi sanıyordum oysa insansızlaşan Türkiye’yi gösteriyor belgesel. Hem çok hüzünlü, hem de çok gerçek.

Reklamlar

4 comments

  1. Kimimiz de hasbel kader gittiğimiz ülkede mahsur kalırız, dönmek isteriz ama dönemeyiz. Gittikçe uzaklaşır doğduğumuz yer, gittikçe imkânsızlaşır. Ağır ağır silikleşir geride bıraktığımız hayat, ulaşılamaz hale gelir. Öyle ki geride bırakılan hayatı özlemediğimiz günlerin sayısı artınca haklı bir gurura sahip oluruz. Hayatın, ekmeğini kazandığın ve mutlu olabildiğin yerde mümkün olduğunu anlayınca da salarsın kendini. Dil mutlaka önemlidir ama internet çağında çok da özlemiyorsun dilini, kültürünü, alışmış olduğun tarzları. AA

    Beğen

  2. Gidenlerin öykülerini ve gerekçelerini yansıtan duygusal bir çalışma. Ama bu konu bu kadar hüzünlü değil sanki.
    Bugünlerde bazı insanlar çok fazla gitmek üzerine konuşuyor olsalar da bunlar öylesine söylenmiş sözler. Bir o kadar da ” nereye gideceğiz ki ? ” sorgulaması var.
    Dünyada bütün ülke insanları böyle bir hareket içinde. Ülkelerin nüfus ve göç istatistikleri bu karşılıklı hareketleri ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkeler biraz daha fazla göç alan, az gelişmiş ve savaş altındaki ülkeler ise göç veren nitelikte tabii ki. Ulaşım ve iletişim olanaklarının artması bulunulan yerin önemini zayıflatıyor.
    Almanya Türkiye için tamamen farklı bir anlam taşıyor. 1960-1974 yılları arasında yoğun olan hareket sonradan yavaşlasa da oradaki nüfus 2.5 milyona yaklaşmıştır. Ülke nüfusundaki oranı % 3. Bu benzer istatistikler arasında epey düşük bir oran. Çokca maddi, sosyal, kültürel ve dini nedenlere bağlı olarak fazla gezgin olduğumuz ve gitmeye meraklı olduğumuz söylenemez kanısındayım.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s