Kara Kitap Üzerine “Mümkün müdür bu ülkede ve bu çağda insanın kendisi olması?”

Orhan Pamuk, romanlarında sıklıkla son iki yüzyıllık Batılılaşma / modernleşme sürecinin ruhlarımız üzerinde açtığı yaraları ve zihinsel dünyamızda yarattığı fırtınaları anlatır. Özellikle Kara Kitap’ta bu coğrafyanın insanlarının çarpışan bu iki kültürün basıncı altında nasıl ezildiğini ve de nasıl çözümler ürettiğini ortaya koyarken doğunun ve batının edebiyat birikimini büyük bir ustalıkla yan yana getirir. Üstelik Borges’ten aşina olduğumuz “farklı kültürleri ve zamanları birbirleriyle konuşturma” hali Kara Kitap’ta sırlarla dolu bir şehirde, İstanbul’da gerçekleşir. Artık bir içinde yaşadığımız İstanbul vardır, bir de metinlerin üst üste gelmesiyle kurulmuş bir labirent şehir olarak İstanbul vardır. Dolayısıyla Kara Kitap hem biçimsel olarak bir roman hem de bir şehir araştırmasıdır.

Kara Kitap’ın kalbinde yer alan “başka biri olma arzusu” Orhan Pamuk’un romanlarında öne çıkan temalardan biridir. Bu mesele görünürdeki olay örgüsünün bir gereği olarak Doğulunun Batılı olma arzusu ve gerilimine dönüştüğü için yapıtlar genellikle bu eksende tartışılır. Gerçekten de neredeyse tüm romanlarında, yazmanın birincil dürtüsü olan başka biri olma hayali kişisel olmaktan çıkarak, Tanzimat’tan bu yana kesintisiz bir biçimde yaşanan Batılılaşma meselesine evrilir ve bu coğrafyada yaşayan insanların kendilerini değiştirme arzusu olarak yansıtılır. Örneğin Kara Kitap’ın kahramanı Galip, yaşadığı dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu olarak edindiği yeni bakış açısıyla yaşadığı ülkenin de topyekûn “başka bir ülke olma” arzusu içinde olduğunu görür. Toplum bu arzunun yol açtığı endişeleri ve hayal kırıklıklarını her an yaşamaktadır. Kişisel dram toplumsal ölçekte yinelenmektedir. Ancak bunu mekanik bir indirgemecilikten kurtaran yine yazının göreceli ve geçişli dünyasıdır. Çünkü Pamuk’un yapıtlarında, kişisel olanla toplumsal olanın iç içe geçmesi Escher resimlerinde olduğu gibi bir imkânsızlık boyutunun betimlemesi şeklinde yapılandırılmıştır. Bir başka deyişle, tam resmin yarattığı üçboyutlu yanılsamayı çözdüm derken metin odağını kaydırır ve başka bir anlatı düzleminde olduğumuzu fark ederiz. Bu gidiş gelişler özellikle Kara Kitap’ın söylem mimarisini oluşturur. Galip’in Rüya’yı ararken kılavuzu Celal’in yazdıklarıdır. Celal’in yazdıklarıysa bizi zaman ve mekan içinde muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bu metinler arası  bir yolculuktur. Hikayeler birbirlerinin içinden doğar, sürgün verir, temalar birbirinin içinden geçerek bizi aynı noktaya “insanın kendisi olma” sorunsalına getirir. Mümkün müdür bu ülkede ve bu çağda insanın kendisi olması? Hem ne demektir “kendisi olmak”? Pamuk’un dünyada bu kadar çok okunmasının bence en büyük nedeni bu soruyu her yapıtında farklı biçimlerde yeniden ve yeniden sormasıdır; çünkü içinde bulunduğumuz zamanın ruhu nicedir bu soruyla meşguldür.

(Hürriyet, Türk Edebiyatının En İyi 100 Eseri Araştırması, Haziran 2017)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s