DİYALOGLAR 9 OCAK’TA: H.G. WELLS VE NAZLI ERAY

Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un insana ve yazıya dair temel meseleleri konuştuğu Diyaloglar serisinin 2017’deki ilk etkinliği 9 Ocak Pazartesi günü Saint-Michel Lisesi Jeanne d’Arc Salonu’nda gerçekleşecek.

H.G. Wells’in “Duvardaki Kapı” ile Nazlı Eray’ın “Monte Kristo” öykülerini konuşacakları etkinlik 19:00’da başlayacak. Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.SM-Diyaloglar-3.png

Türkiye’nin 150 Yılı: Tarih, Toplum ve Edebiyat ilkbahar dönemi

 

NH_Egitim_ilkbahar_2017-1200.jpegModern Türk Edebiyatı, 19. yüzyılın ikinci yarısından günümüze Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel süreçler ve toplumsal dönüşümlerle yoğun etkileşimini sürdürmüştür. İmparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinin izleri ve buna koşut olarak yaşanan modernlik deneyiminin bireysel ve toplumsal kimlik inşasındaki rolü edebiyat metinlerinde tematik ve biçimsel arayışlarla görünür olur.

Dokuz hafta sürecek bu programda paralel bir yapı izlenerek bir yandan Türkiye’nin 150 yıllık zaman dilimindeki tarihsel ve toplumsal dönüşümleri tartışılacak; bir yandan da 150 yıllık edebiyat birikiminin öne çıkan eserleri, edebi süreçlerin dönüm noktaları, kırılmalar ve sürekliliklerle, tematik ve biçimsel arayışlarla birlikte incelenecektir.

Ayrıntılar için: http://nazimhikmetmerkezi.com/turkiyenin-150-yili-2017-ilkbahar/

Gidelim Buralardan Berlin

Yeni bir konu değil. Üniversitede okuduğum 1980li yıllarda da öncelikli bir meseleydi: Buralardan gitmek… Yurt dışı. Okumak için, yaşamak için, macera yaşamak için, kendini geliştirmek için, dünyayı tanımak için, yeni deneyimler için… Ben her zaman gitmemekten yana kullandım tercihimi. Tabii ne kadarı bana aitti bu tercihin ne kadarı yanılsamaydı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: ne zaman buralardan gitmek konusu açılsa canım sıkılır, gerilirim, bir an önce konu kapansın isterim. Bunun nedeni nedir, bilmiyorum. Vatan sevgisi gibi bir kavramla açıklayamıyorum. Belki sadece hareket etmek istemiyorum, Katip Bartleby gibi. Sadece “yapmamayı tercih ederim” diye ifade edilebilecek bir durum bu. Ya da sandığımdan çok daha bağlıyım buraya. İstanbul’a. Belki de dilim benim evim olduğu için. Belki sadece ruhsal bir durum, bir takıntı, bir patoloji benimkisi… Ama benim durumum bu.

Alpgiray Uğurlu genç bir yönetmen, ilginç bir belgesel çekmiş. Berlin’e göçmüş genç insanlarla, bizden birileriyle mülakat yapmış, tüm bunları da ilginç bir görsellikle birleştirmiş. Düşünün, Türkiye’nin, İstanbul’un sembolik meydanında, Taksim’de, karlı güzel bir gün. İnsanlar var. Ama belgesel ilerledikçe birer birer eksiliyorlar. Fonda da gerçek insanlar konuşuyor. Neden gitmişler, ne ummuşlar, ne bulmuşlar, nasıl yaşıyorlar, kişisel deneyimleri… Hepimizi özellikle bugünlerde çok yakından ilgilendiren bir konu. Çok iyi bir kayıt. Çok değerli. Gerçek insanları tanımak çok önemli. Film bu sosyolojik durumu kayıt altına alırken yönetmen çok net bir cümle kuruyor: İnsanlar gittiğinde eksiliyoruz. Filmde Berlin’i göreceğimi sanıyordum oysa insansızlaşan Türkiye’yi gösteriyor belgesel. Hem çok hüzünlü, hem de çok gerçek.

Kim var orada?

Shakespeare’in en önemli oyunlarından biri olan Hamlet’in ilk repliğidir “Kim var orada?” Oyun iki nöbetçinin sahnesiyle başlar. Nöbetçilerden biri, Bernardo, karanlığa doğru, kim var orada, diye bağırır. Diğer nöbetçi sahneye girer. Görünürde bir sorun yoktur ama kısa süre içinde oyun Hamlet’in ölmüş babasının hayaletinin ortaya çıkışı ile tekinsiz bir hal alır. Çok katmanlı, izleyiciyi psikanalitik yönden incelemeye kışkırtan ama bir yandan da oyun içinde oyun içerdiği için temsilin sorunları üzerine düşünmeye iten muazzam bir oyundur.

201512101522_Kim Var Orada3.jpg

BGST ekibinin sahneye koyduğu, Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin ve Banu Açıkdeniz’in müthiş performanslarıyla canlandırdıkları Kim Var Orada? Muhsin Bey’in Son Hamleti de bu replikle başlıyor ve önüne oldukça zor bir hedef koyuyor. “Muhsin Bey” ismini duyduğumda doğrusu ilk aklıma gelen Yavuz Turgul’un “Muhsin Bey” filmi olmuştu. Oysa buradaki “Muhsin Bey” Ertuğrul Muhsin ya da yaygın bilinen şekliyle Muhsin Ertuğrul’dur. Türk tiyatrosunun ve de sinemasının kurucu figürü… BGST ekibinin oyun hakkında kaleme aldıkları metin niyetlerini oldukça net bir şekilde özetliyor:

(daha&helliip;)