Yaratıcı Yazarlık

Kendi kurmaca metinlerinizi yazarken yaratıcılığınızı daha iyi ortaya koyabilmek, içgörü kazanmak, temel yazım ve kurmaca teknikleri hakkında bilgi düzeyinizi yükseltmek,  edebiyat dolu zaman geçirmek için…

buyubozumu_kapak

Uygulamalı bir seminer dizisi olarak tasarlanmış olan Yaratıcı Yazarlık Kursu’nda kurmaca edebiyat yapıtlarının (öykü ve roman) nasıl üretildiği konusunda bilgiler aktarılacak; hikâyenin unsurları, kurmaca metinde zamanın kullanımı, mekânın işlevi, karakterlerin yaratılması, olay örgüsünün yapılandırılması, klasik ve modernist anlatım biçimleri, edebi türler, dramatik gerilimin oluşturulması gibi yazma tekniğine ilişkin konular yetkin örnekler* üzerinde tartışılacaktır. Tüm bu yöntemlerin yanı sıra, edebiyatın insan yaratıcılığı ile ilişkisi irdelenecek, ilhamın kaynakları araştırılacaktır. Amaç, katılımcıların kendi kurmaca metinlerini yazarken yaratıcılıklarını daha iyi ortaya koyabilmeleri için yol göstermek ve içgörü kazanmalarına yardımcı olmaktır. Atölye süresince katılımcılar yazdıkları öyküleri tartışacak, yazma tekniğini etkileşimli bir eleştiri ortamında geliştirecektir.

[*Franz Kafka, Umberto Eco, J.L. Borges, Yusuf Atılgan, Tomris Uyar, Orhan Pamuk, Ahmet Hamdi Tanpınar, Leyla Erbil, Vüsat O. Bener, Ayfer Tunç… ]

Ayrıntılı Bilgi için tıklayın

Çarşamba sınıfı: 15 Şubat 2017 (19:30-22:00)

Cumartesi sınıfı: 18 Şubat 2017 (10:30-13:00)

Süre: 10 hafta (25 saat)

Bilgi ve kayıt için:
Tel: 0212 359 58 13
E-posta: kurs@bumed.org.tr

18 comments

  1. aslında yazım konusunda sadece yeteneğin değil aynı zamanda düzenli bir çabanın ve eğitimin de gerekli olduğunu bu yaz okuduğum kitaplarla öğrendim.İşte bunlardan birisiydi Büyübozumu.ookudukça yazabileceğime daha çok inandım.Veyahut yazabileceğimi zaten biliyordum ama okunabileceğime inandım diyelim.Diğerlerinden bir farkı var bu kitabın.adında olduğu gibi kuralları ihlal edip yeni kurallar çizmek biizm elimizde.Teşekkürler Murat Gülsoy.Tanıştığımıza memnun oldum.

    Beğen

  2. Selcan ben de sizin gibi plajlara biraz ağır kaçan aynı kitapla başbaşaydım bu yaz:)

    Bu büyüleyici kitap ta ki, ismi yanlış konmuş, Murat Gülsoy;yazma sanatına dair incelikleri öğrenebilmek için öncelikle doğru okumanın gerekli olduğunu belirtiyor.Çok kitap okuyan ya da roman okumayı seven herkes iyi bir okuyucu olduğu yanılgısına düşebilir.Büyübozumu sayesinde bir yazar gözüyle sayfaları çevirmenin olağanüstü keyfini yaşarken, harfleri yeniden öğreniyormuş gibi heyecanlanıyor insan…
    Hayal gücünün zenginliğiyle kafasının içinde onlarca hikayeyle ne ne yapacağını bilemeyenlere onları nasıl kağıda dökebileceklerini anlatıyor, rüyalarımıznda etkisiyle zihnimizde ürettiğimiz güzellikleri ortaya çıkarıyor.Okuma alışkanlığını yazma tutkusuna çevirmiş olanlara yol gösteriyor.

    Tekrar teşekkürler Sn Gülsoy, Ben de tanıştığımıza çok memnunum.

    Beğen

    1. Bir önceki dönemin öğrencisi olarak diyebilirim ki yazma yolculuğuna çıkmaya karar vermişseniz bir de vaktinizde varsa Konya İstanbul yolculuğu iyi bir başlangıç olacaktır. Sadece yazma da değil amaç. Edebiyatla da tanışıyorsunuz. Çok zevkliydi. Benim gibi ununu eleyip eleğini astıktan sonra başlıyorsanız da kaçırdıklarınızı yakalamaya çalışıyorsunuz..Bitmesini istemediğim içine Atölye ye de katılıyorum, zevkle. Teşekkürler Murat Bey.

      Liked by 2 people

  3. Murat Bey eğer sizin de onayınız olursa (karşılıklı olarak link ya da sayfa paylaşımı) sitenizin bir banner ını ya da bir tanıtım yazınızı sayfamdan paylaşmak isterim, içerik olarak hemen hemen aynı sayfalara sahibiz. Eğer okey derseniz mail adresimi bırakıyorum. Şimdiden teşekkürler

    Beğen

  4. Murat Gülsoy, yaratıcı yazarlık atölyesinde kurmacanın büyüsünü ustalıkla bozuyor fakat kendisiyle ilgili büyüyü kesinlikle bozmuyor! Öykülerini, romanlarını okumayı sevdiğim pek çok yazarın, söyleşileri sırasında ya da televizyon programların da kötü aksanları, bozuk diksiyonları ya da tutuk konuşma tarzları ile büyüleri hemencecik bozuluverirdi. Acaba bu adam ya da bu kadın bu kitabı nasıl yazmış diye kendi kendime söylenirdim. Murat Gülsoy bu açıdan da beni şaşırttı: Türkçe’yi etkili ve doğru kullanışı, ses tonu ve karizmatik duruşu ile büyüsü hiç bozulmadı…

    Liked by 2 people

  5. Merhaba Murat Hocam;
    Yazarlık atölyesine katılmayı düşünüyorum ama ne yazık ki çalışıyorum ve belirlenmiş olan saatlerde katılma imkaanım yok.
    Saatlerde bir değişiklik ya da pazar günüleri bir atölye çalışması olabilir mi?
    Katılmayı gerçekten isterim.

    Beğen

  6. Merhabalar, katılmayı çok isterim, ama Izmir’den gidip gelmek oldukça zor olacak, yinede şansımı zorlamak istiyorum, acaba bir sonraki yaz dönemini İzmir’de yapmayı düşünürmüsünüz, burda sizi hayranlıkla takip eden çok geniş bir kitle var, hepsi de edebiyat tutkunu, tabii çoğunun İstanbul’a 10 hafta boyunca gelme imkanı yok maaelesef. Gelmesenizde sizi seviyor olacağız.

    sevgiler
    Filiz

    Beğen

  7. Onca yıl mühendislik icrasından sonra sıra geldi öykü yazmaya. Komik ama geldiğim nokta tam da burası. Aklımdaki metinleri gayet düzgün kaleme alabiliyorum. Bu Allah vergisi değil elbette. Ortaokulda, ta 42 yıl öncesi atıldı temelleri. Öyle gönüllü bir şekilde de olmadı bu. Müsebbibi, bir marangoza yaptırılmış, kuru, rengi kirli griye çalan meşeyi ustaca kullanan Türkçe öğretmenimdir.
    Adamcağızın takıntısı “cümlenin öğeleri” idi. Bu takıntısının ciddi olduğunu, hiç acımadan attığı sopayla işlemişti kafalarımıza. Bazıları dayağı tercih etse de, ben “öğeleri” öğrenmenin daha cazip ya da en azından daha akıllıca olduğuna karar vermiştim. Dayak yiyenlerin safını terk etmiş, işi gücü cümle kurup onu ğüelerine ayıran gruba dahil olmuştum. Biraz da babamdan , yok yok, tam da babamdan dolayı aklımda fizik, kimya, matemetik vardı. Ama itiraf etmeliyim, aklımın büyükçe bir kısmı da cümlelerle uğraşıyordu. Uzun cümleler ve onların öğeleri; özne, fiil, nesne ve tümleçler. İlle de zarf tümleci.
    Bir keresinde tam yetmiş yedi kelimeden oluşan bir cümle kurmuş, sonra da onu öğelerine ayırmıştım. Hocamın en az on dakika üstünde kafa patlattığını hatırlıyorum. Bir iki noktalama hatası hariç, atılan memnun kahkaha bu fukarayı mest etmişti.
    Sonra lise yılları. Okul farklı, hoca farklı. Bense, kaleme aldığım metinlerde edebi değil, siyasi bildirilere imza atıyordum. Çoğunluk bu böyle olsa da, edebiyat hocamın sağ kolu olmayı becermiştim. Okul gazetesine toplumsal sınıf kaygılarının gölgesinde öyküler kaleme alıyordum. En ufak bir kaygı bile eşlik etse, insanın yaratıcılığı nasıl ölüyor onu gördüm.
    İTÜ yılları ve kimyayala yoğrulma. Arada bir mektup yazmasam, yazmayı kullanacağım hiç bir şeyin kalmaması. Zaten ben de yadırgamadım bu durumu. Hayat beni buralara, Rusya-Moskova’ya attı. Vatandaşım. Karım bir Rus. Konuştuğum dil Rusça. Ama, anadil ne demek, işte onu öğreniyorum.
    Uzun kış geceleri. Ruslar gecelerin uzunluğundan mı iyi edebiyatçılar çıkarmış? Payı var. Bir de votka. Ben şarap içiyorum. Bu alışkanlık Türkiye’den. Öküzgözü-Boğazkere’yle başlayan yolculuğum, Şili’den Carmenere, USA’dan Zinfandel, Avusturya’dan Şiraz, Fransa’dan Merlot, Cabernet devam ediyor. Sporu da unutmadan eklemeliyim. Ama yetmiyor geceleri doldurmaya.
    Karım roman yazıyor. Rusça. Kahramanlarının arasında bol miktarda Türk de var. Ya ben, ben ne olacağım? Demirkubuz, “Masumiyet”te böyle söyletiyordu Bekir’e. “Ben ne olacağım?” Filmler, filmler…Binlerce abartı olur belki, yüzlerce film izliyorum. Bağımsız sinema baş tacım. Yok, yetmiyor. Bir şey var eksik!
    Bir gece, her şeyi bırakıp, kendime yazdığım bir mektup işte bu eksiği bulmama yardım ediyor: Yazmak!
    Yazmaya başlıyorum. Eskiden yaşadığım mekanlar bir şans benim için. Eyüp, Balat, Edirnekapı, Fatih; Eski Yarımada. Hikayesi bol. E, ben de yazıyorum. Bu kurslar da neyin nesi? Bu nasıl yazılır kitapları? Zırva.
    Ben yazıyorum ama. Bir tıkanma mı var, bir eksik yan mı, kaçırdığım bir şeyler mi? Arada bunlar geliyor aklıma. Yazdıkça, işte bu sorular daha çok geliyor aklıma. Eksikleri internetten tamamlamaya çalışıyorum. Eksik var mı, onu da bilmiyorum. Aramalarımda karşıma Murat Gülsoy’un –“ Büyü Bozumu Yaratıcı Yazarlık” eseri geliyor hep. Tanımam kendisini. Yazar olduğunu öğreniyorum. Hem kendine yazıyor hem yazmak isteyenlere yardımcı oluyor. Bir profesyonel.
    Dün, Pazar sabahı, odamda yalnız kaldığım an ilk aklıma gelen onun bu kitabı oluyor. İyi de nereden bulacağım? Türkiye’de değilim ki! İnternette arıyorum. Pdf uzantılı hem de bedava dağıtan siteler buluyorum. Bu sitelerin çok tekin yerler olduğunu bilmeme rağmen, içimdeki arzuya yenilip, yükle imgesine tıklıyorum. Site uyarıyor: Adblock açık, kapa onu ve bird aha tıkla. Dediğini yapıyorum çaresiz. Bilgisayarımı afakanlar basıyor. Her taraftan reklam ve programlar saldırıyor ve kitleniyor. Sizlere ömür. Kendime de Murat Gülsoy’a da kızıyorum. Şu bencillik denen şey böyle işte. Hem hırsız olan sensing hem ilk kızdığın mal sahibi.
    Doğru bir bilgisayarcının yolunu tutuyorum. Allahtan AVM’ler hep açık.
    -Bugün bırak, yarın öğleden sonra gel, diyor satıcı.
    -Yarın mı? Olmaz. Şimdi istiyorum. Hele sen beni şu ustayla bir görüştür hele, diyorum.
    Cılız biri geliyor. Bu sanal alem aletleriyle uğraşanlar hep cılız mı olur? Galiba, genelde öyle. Ya da benim denk geldiklerim öyle.
    -Şimdi istiyorum, diyorum.
    Sıkıntılı saatine bakıyor. Pek gönülsüz,
    -Ek ücret alırız, diyor. Senin içi öne almanın da bir bedeli olduğunu Kabul edersin.
    Kitabın en az beş katı bir ücrete razı oluyorum.
    –“ Büyü Bozumu Yaratıcı Yazarlık” diye bir dosya var. Sakın ona bir şey olmasın, diyorum.
    Dün gece aldım bilgisayarı. Eve nasıl geldim, bir düşünün. Açtım dosyayı, tıpkı “Kader” filminde Bekir’in dediği gibi “Ver gözüne, ver gözüne” diye, kitabı evire çevire sabaha kadar hatim ediyorum.
    Gözüm açıldı, desem abatmış olmam. Ne abartması, az bile gelir. Yüze yakın öyküm var. Hepsi gözümün önüne geliyor. Darma dağın olmuşlar. Metinler; hikayeler, zamanları, kahramanları, tasvirler hepsi havada uçuşuyorlar.

    Kafamda; ne yani, ben bir şey yazmadım mı? Yok canım, o kadar da değil, sızlanmaları cirit atıyor. “Yetenek, tamam da, eğitim şart” ideifiksim oluyor. Mutluyum ama.
    Keşke ben de bu kurslara gidebilsem. Neyse, en azından bu kitabın çalıntısı var elimde. Okur okur, döner bir daha okurum.

    Sağlıcakla efendim,

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s