Bilim-Kurgu

Boğaziçi’nde Fantastik, Polisiye ve Bilim Kurgu Edebiyatı Paneli

fantastik_Page_2 fantastik_Page_3

fantastik_Page_1Fantastik, Polisiye ve Bilim-Kurgu Edebiyatı
12 Kasım 2013 // 16:00-18:00
Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşunun 150. Yılı nedeniyle yapılan bir dizi etkinliğe bir yenisi ekleniyor. Okulun mezunlarından Nazlı Eray, Celil Oker ve Barış Müstecaplıoğlu Murat Gülsoy’un moderatörlüğünde 12 Kasım Salı günü 16:00’da bir araya geliyor ve edebiyatın haşarı çocuklarını konuşuyorlar: Fantastik, Polisiye ve Bilim Kurgu edebiyatı. Türk edebiyatının bu seçkin kalemleri aynı zamanda parçası oldukları Robert Kolej / Boğaziçi Üniversitesi geleneğinin sanat yaşamlarındaki yerini tartışacaklar.  Toplantı Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Salonu’da düzenleniyor.

Reklamlar

Oblivion: Ben Belleğim miyim?

Filmden çıkarken iztom-cruise-newly-released-oblivion-poster-05leyiclerin kafaları karışmıştı, hikayemizin kahramanı nasıl olup da tekrar ortaya çıktı diye. Niyetim, filmin sonu ya da sürprizleri hakkında ipucu vermek değil. Görsel tasarım ve uygulamanın kalitesinden de söz etmeme gerek yok, Tom Cruise’un rol aldığı filmlerde alışığız belirli bir düzeyin üzerinde olmasına. Ama bir başka özelliği de arıyor gözlerimiz, Vanilla Sky, Minority Report ya da Eyes Wide Shut‘daki gibi insanın zihnini kurcalayan, yer yer felsefi açılımları olan hikayelerin kendini göstermesini bekliyoruz. Belki de benim seçici algılamamdır, filmografisinde sıradan aksiyon filmleri de çokça var çünkü.

Oblivion ne Minority Report gibi doğrudan bir felsefi sorun üzerine temelleniyor ne de sadece sıradan bir bilm-kurgu atmosferinde bilgisayar oyunlarının reflekslerine dayandırılıyor. Ancak çok sayıda bilm-kurgu filmine gödermelerle dolu. Hatta bir ara izlerken tüm filmin bir kolaj olduğu vehmine kapıldım.

Oblivion unutuş anlamına geliyor, bu anlamı veren eski dilde güzel bir sözcük vardır, o şekilde de çevrilebilir başlığı: Nisyan. Kahramanın unuttuklarının ne derece önemli olduğunu hikaye ilerledikçe öğreniyoruz. Matrix‘in Neo’sundan, Toy Story‘nin Buzz Lightyear’ine, kıyamet sonrası dünyaya birikmiş çöplerden kendine bir dünya kuran Wall-e‘den, Blade Runner‘ın yaratıcılarını öldüren isyancı androidlerine kadar çok sayıda unsur bir araya gelmiş.

Belki bunları tek tek hatırlayarak yerleştirmemişlerdir yaratıcıları… Belirli bir konuya felsefi açıdan yaklaştığımızda akacak yatağını bulan su gibi düşünceler de belirli yolları izler çünkü. Kesişimler olması doğaldır, hatta güzeldir.

Oblivion filminin sorusu “Ben belleğim miyim?” diye özetlenebilir. Ben ne kadar benim, ben neyim, ben hatırladıklarım mıyım? Tabii bir de sömürgecilik eleştirisi olarak da okuması yapılabilir filmin ki bu da ayrı bir katman ekliyor. Her zaman olduğu gibi 1984‘ün manipüle eden, gözleyen, kurgulayan iktidarını burada da görüyoruz. Ya da Dark City‘nin kavranılması ve algılanması güç yaratıcılarını…

Daha fazla söz etmek filmin tadını kaçırabilir, ama şu kadarını söyleyeyim; bilim-kurguya giriş tarzında bir ders olsa yıl sonunda tüm dersi toplamak için bu film örneklenebilir.

INCEPTION: “Sence filmin sonunda ne oldu?”

>Inception: “Sence filmin sonunda ne oldu?”

Inception filmini izleyenler filmi beğenip beğenmediklerini konuşmadan önce, hemen birbirlerine aynı soruyu soruyorlar: “Sence filmin sonunda ne oldu?”

Sonunda ne olduğu gerçekten önemli mi peki? Rüyalara girmenin, girip de rol almanın, hatta bu yolla insanların sırlarını çalmanın mümkün olduğu bir dünyada geçiyor hikâye. Zaten bu ayrıntı dışında tamamen bizim dünyamızdır hikâyenin mekânı. Fantastik hikâyemizin inanılır kılınması için Borges’in dediğini uygulamış yaratıcı yönetmen. Alef adlı öyküsünün dipnotunda söz eder Borges fantastik öykü yazmanın basit kuralından: Sadece bir tane olağanüstü unsura yer verin, onun dışındaki her şey bildiğimiz dünyadaki gibi olsun. Bu kurala uyulmazsa eğer, ortaya Bin Bir Gece Masalları gibi bir metin çıkar. Yaratıcı yönetmenin bu sözlerin sahibini okuduğuna hiç kuşkum yok. Filmin bir yerinde, afyon tekkesine benzer bir dehlizde toplu halde rüya görmek için yatmış uyuyan insanların başında bekleyen yaşlı adam yoluyla Borges’e selam yollamasından da belliydi.

(daha&helliip;)